top of page
  • TELKİN DERGİSİ

Zihin İşgali / Orhan Baş

Dünya tarihi boyunca insanlar arasında sürekli bir rekabet ortamı olmuştur. Bu rekabet kimi zaman olumlu kimi zaman da olumsuz sonuçlar doğurmuştur. Rekabetin olumlu yanı insanları her zaman daha çok çalışmaya ve daha çok özveriye teşvik etmesidir. Ayrıca bu ortamın oluşması ile gelişim sağlanmış ve insanlık açısından önemli sonuçlar ortaya çıkmıştır. Ancak bu rekabet kavramı zamanla insanlık olarak yanlış yorumlanıp insanlar arasında olumsuz sonuçlara varılmasına da neden olmuştur.


Bu rekabet içerisinde ya bir adım öne çıkmış olanlar ya da kuvvetsiz olarak görünenler her zaman bir saldırıya, bir mücadeleye maruz kalmıştır.

Bu mücadele bizleri zamanla öfkeye, kine, hoşgörüsüzlüğe, insancıllıktan uzak bir tutuma sürüklemiş ve sonucu olarak da milletler, devletler arasında savaş kavramını ortaya çıkarmıştır. Anlaşmazlıklar insancıl bir yöntemle değil savaş yoluyla çözülmeye çalışılmıştır. Savaş ise anlaşmazlıkları çözmemiş bilhassa yeni sorunları ortaya koymuştur.


Bunun en güzel örneklerini geçtiğimiz 20. yüzyılda yaşanmış olan I. Dünya Savaşı ve onun akabinde gelen II. Dünya Savaşı ile görmek mümkündür.

Devletler kendi yol haritalarını belirleyip elindeki gücü kullanarak amaca giden her yolu mübah görmüşler ve arzularını gerçekleştirmek istemişlerdir.

Bu uğurda milyonlarca insan ölmüş, birçok olumsuz sonuç ortaya çıkmış ve topraklar işgal edilmiştir. I.Dünya Savaşı biz Türk milletini de yakından ilgilendirmiş ve bizleri birçok alanda amansız bir mücadeleye sevk etmiştir. Cephede verdiğimiz emsali olmayan bir mücadele ile dik durmayı başarmış, birçok kayıp vermemize rağmen yılmadan bu mücadeleye devam etmişizdir.



Çocuğundan yaşlısına, erkeğinden kadınına egemenlik ve bağımsızlık ruhuyla toprak işgaline müsaade etmemişizdir. Ancak bu savaşlar bizim için son bulmamıştır. Bu savaşların ardından günümüzde tabii ki yeni cepheler açılmıştır. Ancak bu cepheler görünen hendekler, askerler, silahlar değil görünmeyen unsurlar olarak karşımıza çıkmıştır. Bu cepheler zihinlerimizde hendekler açmış, benliğimize, kültürümüze, değerlerimize silah doğrultmuştur. “20. yüzyılda topraklar, 21. yüzyılda ise zihinler işgal edilmiştir.” Zihinlerimiz boşaltılmaya, bizi biz yapan değerlerden uzaklaştırılmaya çalışılmaktadır. Dilimize, tarihimize hâkim olmaktan; kültürümüzü yaşamaktan uzak bir hâl içerisindeyiz. Günümüzde bunu destekleyici unsurların başında amacından uzak kullanılan teknoloji bulunmaktadır. Elbette teknolojinin amacına uygun bir şekilde kullanılması gerekmektedir. Ancak teknoloji günümüzde özellikle gençler arasında bir hendek oluşturmak için kullanılan bir malzeme haline dönüşmüştür.


Peki bu zihin işgaline nasıl karşı çıkarız?

Fark etmediğimiz ya da fark edip de tam manasıyla mücadeleye kalkışmadığımız bu işgale nasıl dur deriz? Bunun cevabı yine bizim tarihimizde saklıdır. Nasıl ki topraklarımıza, egemenliğimize, bağımsızlığımıza karşı yapılmak istenen işgallere karşı milli bir ruh, millî bir vicdan ve görülmemiş bir inanç ile karşı durduysak zihin işgallerine karşı da ancak bu ruh, vicdan ve inanç ile karşı durabiliriz. Nasıl ki Türklük vatanından, milletinden ayrı olarak düşünülemezse bir Türk de bağımsız ve milli bir zihin yapısından, inanç değerlerinden ayrı olarak düşünülemez. Bunun için dilimize, tarihimize, kültürümüze sarılmalı ondan uzaklaşmadan ayakta durmalıyız. Aksi takdirde inançtan ve bu ruhtan uzak kalmak bizleri ancak şuursuz ve hasta birer adam olmaya sürükleyecektir.


O halde zihinlerimizin işgal edilmesine, ruhlarımızın hapsedilmesine izin vermeyelim. Çünkü zihni bağımsız ve egemen olmayan, ruhunu kaybetmiş, aslından uzaklaşmış olan; bedeni hakkında söz sahibi olamaz. Böyle olanlar ancak kuklalardır. Biz Türkler ise tarihin hiçbir sahnesinde kukla olmadık ve olmayacağız.

175 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
bottom of page