top of page
  • TELKİN DERGİSİ

Yunus Emre / Ömer Faruk KÖYLÜ

Bir şair düşünün. Bundan yaklaşık 700 sene evvel yaşamış olsun. Tam olarak ne zaman doğduğunu, ne zaman öldüğünü, hangi mezarının gerçekten kendisine ait olduğunu bile bilmediğimiz fakat gelin görün ki bugün en kıymetli paramızın arkasında temsili resmi olacak kadar bir ulusu etkilemiş, Mülkiye çatısı altında, ortalama yirmi yaşındaki gençlerin çıkardığı bir derginin henüz ilk sayılarında kendine yer edinebilecek kadar gönüllere dokunabilmiş bir şair…

İşte bu yazımızda hepimizin aklımıza gelen bu şairden, Yunus Emre’den bahsedeceğiz.

Her ne kadar bu yazının biyografi tarzı bir yazı olmasını istemesem de kendisi hakkında, hayatında dair bilinen birkaç ufak bilgiyi sizlere aktarmak elzem olacaktır. Yunus Emre, 13.yy’ın ortalarında doğup, 14.yy’ın başlarında hayata gözlerini yumduğu sanılmakta olup, Anadolu Selçuklu Devleti’nin Moğol istilalarıyla başının dertte olduğu dönemlerde, Doğu Ege- İç Anadolu aralarında yaşadığı sanılmaktadır.


İşte tam bu dönemlerde canından bezen halkın, sabra, azla yetinmeye, pozitif düşüncelere ve yeni umutlara ihtiyacı olan bir dönemde ortaya çıkan şair, tasavvuf edebiyatının ilk büyük şairi, Türkçe şiirin öncüsü olup, Hacı Bektaş-ı Veli’nin ve özellikle Tapduk Emre’nin yoluna girmiş, bu ortamda Anadolu’yu karış karış gezip halkın gözlerindeki ışığın en büyük sebeplerindendir.


Edebi Yönü

Çoğumuzun, sevdiğimiz birinin her ne kadar özünde çok iyi bir kişi olduğunu bilsek bile, o kişi tarafından kırıldığımız zamanlarda gözümüzün hiçbir şey göremediği, kalbimizin dünya bir araya gelse bile onarılamayacağı durumlar olmuştur. İşte bundan yüzyıllar öncesinde bu duygularımıza bu dizelerle tercüman olan şairimiz, kılınmayan namazın telafisinin olabileceğini ancak kırılan bir kalbin tekrar eski haline getirilmesinin ne denli zor olduğunu ve edebi anlayışını etrafına kurduğu İslam’ın peygamberi Hz. Muhammed’in, ‘Gönül yıkmak Kabe’yi yıkmak gibidir.’ hadisini eşsiz bir dille yorumlayarak bizlere aktarmıştır.

Bir kez gönül yıktın ise, kıldığın namaz değil,

Yetmiş iki millet dahi, elin yüzün yumaz değil.


Jenerasyonumuz üzerine samimi bir şekilde özeleştiri yapmak gerekirse, tabir-i caizse ele ayağa düşürdüğümüz ‘sevmek’ kavramının, sandığımız üzere sadece vakit geçirmekten veya gönlün hoş tutulmasından ziyade bir toplumun refaha ermesinde, birliğin sağlanıp, kalkınmaya geçişinde kilit rol oynadığını; öncüsü olduğu tasavvuf edebiyatının, ilahi aşkın dışına pek fazla çıkmamasına rağmen o,


‘Yaradılanı severim, yaradandan ötürü.’


diyerek sevmek eyleminin, sadece ilahi yolda değil; insanların birbirlerini sevmesinde de ne kadar ulvi olduğunu belirtmiştir.


Zaten bugüne kadar da insan kalbine herhangi bir hudut çizilebilmiş değildir. Değil mi?



Mezarı

Kaynaklarda, mezarının nerede olduğuyla ilgili olan bilgiler çeşitli ve çok karmaşıktır. Bursa, Çayköy, Erzurum Duzcu Köyü, Ünye, Döğer, Tire, Sivas Hafik, Aksaray-Ortaköy, Kırşehir, Bolu, Keçiborlu, Uluborlu, Kula-Salihli arası, Karaman, Eskişehir Sivrihisar… Bu saydığımız yerlerin hepsinde kendisine bir mezar yapılmıştır.


Eskişehir Türbesi


Anadolu insanının kalbine o kadar dokunmuştur ki insanlar kendisini paylaşamamış, yaşadıkları yere yar etmek istemişlerdir. Gerçek mezarı nerede olursa olsun, Yunus Emre’nin kabri, söyleyemediklerine tercüman olduğu bu toprakların insanının kalbidir. Zaten "Ölen hayvan-durur âşıklar ölmez" diyerek ölümsüzlüğünü ilan eden bir kahramana mezar aramak da boşa bir çabadan öteye gidemeyecektir.

Bir Ben Var Bende

Yüzyıllar sonra bile kendinden söz ettirmeyi başarabilen, bedenen aramızdan ayrılsa bile bugün adına diziler çekilen, makaleler yazılan, günlük hayatımızda bir şekilde bizlere temas edebilen bu gönül insanını örnek almak, içerisinde savaşların, katliamların, açgözlülük

ve hırsın eksik olmadığı yeryüzünde, harabe bir binanın herhangi bir penceresinin önünde görülen çiçek kadar içimize su serpmekte yardımcı olacaktır. İnancımız her ne olursa olsun, ne Kabe yıkma riskine girmek, ne yapılan herhangi bir ibadeti boşa harcamak ne de kalbimize bir hudut çizmek çok akıl karı değildir. Sonuçta ‘Hepimizin içinde bir ‘biz var, bizden içeri…’

6 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
bottom of page