top of page
  • TELKİN DERGİSİ

Vicdanımıza Batan Roman: Hacı Murat / Yusuf Ilgar AYDIN

On dokuzuncu yüzyılın Kafkasya’sı. Bölgede bir

yüzyıl neredeyse savaşlarla geçmiş ve beraberinde nesilleri yok etmişti. Bu kasvetli yıllar binlerce hikâye ve simayı hatırlarımıza kazıdı. Hacı Murat, kazınan bu simaların bir tanesi; fakat benim için daha fazlası. Öyle isimler vardır ki aklınıza yerleşmekle kalmaz, vicdanınıza batar. Hacı Murat’ın hikâyesi de budur benim için.


Bu yazıda benim için acı olan bir hikâyenin üzerine eğilmeden önce belirtmekte fayda var. Hacı Murat, 19. Yüzyılda Kafkasya’da yaşamış en tartışmalı kişidir. Gerçekten hain mi yoksa kahraman mı olduğu konusu ihtilaflıdır. Burada anlatacağımız Tolstoy’un bize aktardığı hikâye ile sınırlı olacaktır. Edebiyatçılar kızmazsa kuralların dışına çıkmış bir roman tahlili diyebiliriz. Belki de Hacı Murat’ın hayatını başka bir yazıda detaylandırarak anlatırız.


“Savaş şavaştır.”
Roman, yazarın evine doğru giderken yolun kenarında gördüğü, ezilmiş olmasına rağmen hala ayakta duran devedikenin ona anımsattığı bir öykü yahut bir ölümdür. Bu öykü, siyah ve beyazlardan mürekkep sanılan savaşların görünmeyen ya da kaçınılan gri alanlarının öyküsüdür. Özetlemek gerekirse bu hikâyenin konusu, Hacı Murat’ın Rus saflarına katıldıktan sonra yaşanan olaylardır.


Zannediyorum ki, yazar isteyerek Hacı Murat ve Şeyh Şamil arasında yaşanan olayları detaylıca anlatmamış. İkili arasındaki ilişkiler, öykü boyunca sürekli bir sis perdesiyle örtülüyor. İşte beni de gri alanlara iten bu sis perdesi oldu.



Sürekli kahramanlıkları konuşulan bir efsane, nasıl olur da ihanetle suçlanırken bu kadar sakin kalmayı başarabilirdi? Bu öfkenin yerine geçen bir sükûnet miydi? Yoksa kibirli bir ikinci adamın özgüveni miydi? Savaş bu kadar kesin iken savaşın doğurduğu hainler ya da kahramanlar romanın içerisinde neden bu kadar şüpheliydi? İşte Hacı Murat denilince vicdanıma batan sorular bunlar oldu. Bu soruları tek soran ben olsaydım kendimden şüphe ederdim; fakat hikâyedeki tüm karakterler hatta savaşan tarafların liderleri yani Şeyh Şamil ve Çar Nikolay da aynı soruları soruyordu. Sorular aynıydı fakat cevaplar farklıydı, herkes Hacı Murat’ın müstakbel hamlelerini kendi dünya görüşleri üzerinden tahmin ediyordu. Hacı Murat’ta benim gördüğüm ise şuydu, o fazla iyi bir ikinci adamdı. Elbette onun karakteri üzerine yaptığım bu tahmin, bulunduğu durumu açıklamaya yetmiyor. Bilakis yetseydi bu öykü bahsettiğim kadar çarpıcı olamayacaktı.


Dağlardan Saraylara


Kaleme alındığı tarihten yarım asır öncesini anlatan bu öykü, Çarlık Rusya’sına da ciddi eleştiriler getiriyor. Özellikle gözüme çarpan birkaç detay var. Öncellikle Rus ordusundaki yaşanan sıkıntılar okuyucuya aktarılıyor. Hikâyenin içerisinde yapılan eleştiriler çok fazla dikkat çekmiyor ve olayın akışına iyi yedirilmiş gibi duruyor. Rus ordusu içerisinde soylular ve soylu olmayanlar arasında ciddi gerginlikler var. Generallerin birbirleri hakkındaki eleştirileri, genellikle bu sınıf farkı üzerinden yürütülüyor. Çok küçük bir yere de sahip olsa dikkatimi çeken bir konuydu bu. Aynı zamanda Tolstoy, Rus ordusundaki zorunlu askerlik politikasına da değiniyor. Öykünün bir kısmında askerlik hizmetinde bulunan bir ere ve ailesine yer ayrılıyor.


Hikâyeye aktarılmış eleştiriler yalnızca orduya yönelik değil. Saray hayatında, Fransızca ve İngilizce konuşan Rus prens ve prensesler dikkat çekiyor. Kültürel anlamda yozlaşmış saray hayatını, Hacı Murat’ın gözünden izleyebiliyoruz. İçerisinde bulunduğu ortama duyduğu yabancılık ve akabinde takındığı tavır onun için bir avantaja dönüşüyor. Hikâye, içerisinde bir sürü farklı dili de barındırıyor.



Kafkasya’da geçen bir olay için bu normal tabi. Küçük olsa da onu özel yapan bir ayrıntı olmuş bu. Şeyh Şamil ve Çar Nikolay’ın anlatıldığı kısımlar çok çarpıcıydı. Bu kişilerin diğer karakterlerin aksine gerçekten bir güç sahibi olduğunu hemen hissediyorsunuz.

Yazar, benim nazarımda ustalığını burada sergilemiş. Her Rus klasiğinde öğrendiğim yeni kelimeler olur. Hacı Murat, bu anlamdaki Rus klasiklerinin başında gelebilir. Kırım Türkçesindeki bir gramer kuralından Fransızca deyişlere bu kısacık öyküde dil ile alakalı verilen bilgiler etkileyiciydi.

Devedikeninin Anımsattıkları... Tolstoy, bu kısacık hikâyeye Kafkasya’yı sığdırmayı başarmış diyebilirim. Bir tarihe, acı çekmiş bir nesle ve çok farklı hayatlara buradan bakmak okuyucular unutulmaz bir deneyim olacaktır. Kitabı bitirdiğinizde bu öykü sizin de aklınıza kazınırsa ve vicdanınıza batan bir şeyler olursa, anlayın ki siz de Hacı Murat’ın hatırasıyla müşterek, hayata devam edeceksiniz.

Yusuf Ilgar, Hacı Murat’ı şiddetle önerir. Arz ederim.

11 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
bottom of page