top of page
  • TELKİN DERGİSİ

Umut Üzerine / Fatih Numan Erturan



Umut ve umutsuzluk. İki ince çizgi birbiri ardına gidip gelinen. Yolları arası fırtınalı ve bir o kadar da kolay aşılan iki büyük güçlük. İstemenin bir ürünü olarak umut ve yenilmişliğin en ağırı olarak umutsuzluk. İyimser ve kötümser. Yaşanılmaya değer ya da kaçınılmaz son. İkilikler arasında kalmışlık gibi. Hepsinin birleşimi ile ortaya çıkan tutku. Yaşamak isteği ile doyasıya, yaşamın doyumuna ulaşarak ya da her zaman bitmek duygusu. İki büyük karmaşa.


Sürükler bizi bu duygular oradan oraya. Bir yandan hayatın içerisinde çiçekler açarken, yaşam her şeye rağmen yaşanırken, bir yandan karanlık çöker etrafa. Yaşama sevinci parıldar bir yandan, kanatların çırpar hafif hafif sonra gözlerin uzaklara dalar genç bir gövdede. Sonra yaşadıkça, sona yaklaşılır.


Umut, umutsuzluğun ötesinde efsunlu bir sır gibidir. Yaşama bağlayan, gelecek adına düşler kurmamızı sağlayan bir inanç öğesidir. İyimserlik duygusuna sahip olarak aslında insana bahşedilen en büyük gücün farkında olarak yaşamaktır. Kapalı denizlerde bir kuru sonsuzluğa uzatmaktır gözlerini usulca. Beklemektir kayaların ardında sıra sıra ve birbirinden habersiz kuşları. İnsanın içini açmasıdır bir bilinmezliğe. Güzel olana hasret kalmasıdır.


Benim de umut deyince güzelliklerle dolar içim. Güzel şeyler yapmak isterim hep. Deniz kenarına gider denizi seyrederim örneğin. Kuşları izlerim gün batımı yaklaştığında. Sözlerimi yeşil bir renk ile sıralarım. Duygularımı anlatırım. Öylesine samimi öylesine içimden gelerek. Beni bilen bilir severim gülmeyi. Gülümsedikçe aydınlanır ruhum. Güzeli barındırırım içimde. Sevgiyi, umudu barındırırım. Zamanı ileri sararım her geçmiş gün için. Ben sevmekten, sevilmekten, sabretmekten, güvenmekten, sarılmaktan, kendim olmaktan, gerçeklikten, hayata bağlanmaktan yanayım. İyiden yanayım. İyiyi ararım her geçen gün. İnsanlık adına isterim bunu. Nefret barındırmam içimde. Kar taneleri arasında ağaçları seyretmeyi severim. İnsanları düşünürüm. Elleri çöplüklere uzanan bedenleri düşünürüm. Elleri ellerimize değmeyen minik, ufacık elleri. Gittikçe uzaklaşan kalp sıcaklıklarını düşünürüm. Karanfilleri düşünürüm sonra nedenini bilmeyerek. Sadece güzel olduğu için. Hem bazı şeyler sadece güzel olduğu için bile düşünmeye değer.



Fakat umut bu kadar güzelken, hayatı umut ile yaşamak varken sanki bir şeyler değişti. İçinde umudu barındıran, bizleri mutluluğa taşıyan etmenler artık eskisi gibi değil. Bizler görünmeyen bir yapı ile savaşıyoruz. Her gün her an içimizde bir şey ile. Can sıkkınlıklarımızın sebepleri olgun değiller. Fakat hepimizin canı sıkkın. Her köşede bir umudun tükenişi geceyi selamlamakta. Hepimiz çok yorgunuz. Zamanın akıp giden boşluğunda bizler, neden yorulduğumuzu bilmeyerek anlayamayarak günlerimizin hızlı akışlarını seyrediyoruz. Sebepsizlikler ile kuşatıldık. Umudumuz ve heyecanımız artık yok.


Sürekli mutluluğu arıyoruz insanlık olarak. Sokaklar taze ölü suratlar ile dolu. Her köşe başında nöbet tutan mezar bekçileri. Mutlu insanları tutuklayan polis kafalarıyla dolu bina önleri. Şehir çıkışlarında kaçıp giden insanlar koca koca dağlara meydan okuyor koca gövdeleriyle. Işıkları sönüyor ruhların. Bulutlar gözyaşları ile sarıyor gökyüzünü, gökyüzü hiç bakmadığı gibi bakıyor yeryüzüne.


Peki hayata güzel yanından bakmamızı sağlayan neydi, neden kaybettik umudumuzu? Bizi mutlu kılan beklentilerimizi yüksek tutmamızı sağlayan şeyler neydi? Ya da bizleri içine düştüğümüz umutsuzluğa sürükleyen şeyler nelerdi? Neden eskisi kadar tutkulu değiliz ve neden bizleri hayata bağlayan, bağlanmamızı sağlayan etmenler bu kadar çok iken biz bu kadar yok oluyoruz?


Sevgi miydi tutan bizleri ayakta. Bizleri hayata bağlayan hatta mutlu eden. Sevgi miydi? Sevgiyse eğer sevginin hangisiydi. Bir sürü sevmek var bir sürü de sevilmek. Çeşit çeşit. Her sevgi bir değil nasıl olsa. Ama sevginin ne çeşidi olursa olsun sevmek güzel şey. Sorulsa eğer sevmek gibisi yok derim. Hatta en başa sevmek koyarım. Öyle bir sevmek ki öyle kederli öyle içten. Sıralı ağaçlar içinde kimisinin çiçekleri dökülmüş dalları kırılmış olsa da yüksek tepelerde kuş sesleri arasında kalplerin serinliği için esen bir rüzgâr kadar rahatlatıcı.


Hayallerimiz miydi yoksa? Bizi mutlu kılan, yarının anlamını belirleyen hayallerimiz mi? İçinde kırıklar da olsa hayallerimiz olmalı mı? Hiçbir şeye umut bağlamayan adama ne mutlu; çünkü hiç hayal kırıklığına uğramaz der Alexander Pope. Ben de derim ki hayal kurun. Çünkü hayal ile başlar bizim yolculuğumuz. Hayallerimiz ile var oluruz. Onlar ile yeşerir sevinçlerimiz, hüzünlerimiz. Bizler onlar ile sınırlandırılmış bir ömrün taşıyıcılarıyız.



Ya da inanmak mı? Bizi güçlü kılan, ayakta tutan, direncimizi sağlamlaştıran. Koşulsuz şartsız inanmak. Zaten inanmadan yaşanır mı? Yaşanmaz elbette. Çünkü inanmak bir bağ kurmaktır hayat ile. Yaşamanın asıl sebebidir. Bir boşluğa sürüklenmekten kurtulmaktır. Hayat yolculuğunda umudun ve insanın yoldaşıdır. Bir sabah seher vakti kuş cıvıltıları eşliğinde açılan gözler ile, semaya uzanan eller ile teslim etmektir gönlü. Bir manevi kabulleniştir. Gecenin sonu ve sabahın ilk anlarını içeren bir serin yaprak kımıldamasıdır ruhunda.


Ya da inanmak mı? Bizi güçlü kılan, ayakta tutan, direncimizi sağlamlaştıran. Koşulsuz şartsız inanmak. Zaten inanmadan yaşanır mı? Yaşanmaz elbette. Çünkü inanmak bir bağ kurmaktır hayat ile. Yaşamanın asıl sebebidir. Bir boşluğa sürüklenmekten kurtulmaktır. Hayat yolculuğunda umudun ve insanın yoldaşıdır. Bir sabah seher vakti kuş cıvıltıları eşliğinde açılan gözler ile, semaya uzanan eller ile teslim etmektir gönlü. Bir manevi kabulleniştir. Gecenin sonu ve sabahın ilk anlarını içeren bir serin yaprak kımıldamasıdır ruhunda.


Fakat bizden gitmekte gün geçtikçe gerçekler. Yalanların arasında sıkışan unuttuğumuz gerçekler. Kaygılı insanlar olduk gittikçe. Gelecekten endişeli, mutluluk maskeleri ile dolaşan, kalpleri intihar etmiş acınası varlıklar olduk. Kendimizle savaşır olduk ve kendimiz ile olan savaşımız asırlardır devam etmekte. Aslında insanı en çok yarı yolda bırakan kendidir, en çok tuzağa düşüren en çok üzen hep kendidir. Fakat insan hep suçlar hep yargılar. Yanlış kararların sonucudur aslında sürüklendiği. Hayatın iki olasılıktan ibaret olduğunu bilmediğindendir aslında bunca öfkesi. Olmak ya da olmamaktan ibaret, var ile yoktan ya da başlamak ve durmaktan. Hayat beklemektir. Sevdiğini beklemektir yıllar yılı. Kalplerin en masum olan yerinde bir kilitli mutluluk gibi beklemektir. Bunu bilmeli insan.


Herkes kendi işine değil kendi içine baksın der, Cahit Zarifoğlu. İnsan kendinden kaçamaz. Kim olursak olalım kimi oynarsak oynayalım biz bizden ibaretiz. İnsan sadece kendi olduğunda mutludur. Bizden gün geçtikçe uzaklaşan gerçekler bizi oluşturur. Gerçek biziz. Sonra ekler Can Yücel neyi ne kadar istersen o olursun. Gülebildiğin kadar mutlu olursun, sevebildiğin kadar yaşarsın ömrü, güçlü hissettiğin kadar güçlüsün. Her şey sende gizli.




Hayat eğer umuda, mutluluğa, aşka, inanca adanmışsa o zaman bir isme sahip olur. Ve hayal etmek ile umut etmek ile bu hayata tutku ile bağlanmak ile geçer ömür. İçimizin derinlikleri bembeyaz örtünür, kalbimizin ışıkları yanar bir sevda ile; sevmek, aşk ile aydınlanır belki ve sonra yarınların güzellikleri ile kapanır göz kapakları. Bizi umutsuzluğa sürükleyen onca şeye rağmen, dünya soğuyacak, her yer çiçek ölüleri ile dolu olacakken, karanlıklar ile sarılacakken dört bir yanımız, bulutlar koskoca gövdeleri ile örtecekken yeryüzünü, yine de nerde nasıl olursak olalım hiç ölmeyecekmiş gibi umut ederek yaşanmalı. Nazım’ın, Can Yücel’in, Attila İlhan’ın dizeleri arasında gezinmek gibi ciddi bir iştir umut etmek mesela. Hikmetli sözler söylenmeli. Doğru duraklara uğranılmalı. Umudun direkleri yıldızların arasından birer yıldız seçerek sevmeli, dünyayı sevmeli, barışı sevmeli, iyiliği sevmeli, bir kalbi sevmeli. Şiir olmalı her yer.

191 görüntüleme2 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
bottom of page