top of page
  • Yazarın fotoğrafıTELKİN DERGİSİ

TURAN’A ADANAN CAN / Ömer Can Topçu

98 yıl önce Tacikistan’da bir grup yiğit cennete intikal etti. Hiçbirisi ölümden korkmuyor, korkmayı ayıp sayıyor, adeta yataklarında ölmeyi kendilerine yakıştıramıyorlardı. Onların ölecekleri yer ancak ve ancak savaş meydanı olmalıydı.


Bu yiğitlerin en büyük hayali Türkistan’da bir Türk devleti kurmak ve cihana tekrardan hakim olmaktı. Bu mefkurede inançlarını sağlayan yegane şey atalarının bu topraklarda büyük imparatorluklar inşa etmesi ve cihana hakimiyet kurmasıydı.


Bu yiğitlerin başında bizlerin Enver Paşa olarak tanıdığı ‘’Buhara emiri ve halife vekili Seyit Enver’’ ve ya bir diğer adıyla ‘’Türkistan, Hive ve Buhara milliyetçi orduları Başkomutanı Enver Paşa’’ vardı. Enver Paşa bu görevleri üstüne almadan önce Osmanlı İmparatorluğunun Harbiye Nazırı idi ve bu görevi başarısızlıkla sonuçlandı. Hatta bu başarısızlığı sebebiyle birçok çevre ona düşman oldu. Enver Paşa da böyle bir ortamda İstanbul’da bulunmasının yanlış olacağını düşünerek Alman Deniz Kuvvetleri’ne bağlı bir denizaltı ile önce Odesa’ya sonra da Berlin’e gitti.


26 Aralık 1918’de toplanan Divan-ı Harp Enver, Talat ve Cemal Paşaların rütbesini elinden aldı.Enver Paşa Berlin’de yaşarken kendini insanlara Ali Bey olarak tanıtıyor, gerçek kimliğini saklıyordu. 1918-1919 kışını Berlin’de geçiren Paşa arkadaşlarıyla İttihat ve Terakki’ yi canlandırmak amacıyla çalışmaları başlattı. Moskova’ya gitmek isteyen Paşa, bir pilotla Moskova’ya gizlice gitmek amacıyla anlaştı. Ancak uçak havada arızalandı ve Litvanya’ya zorunlu iniş yaptı. Tutuklanan Enver Paşa, kimliğinin ortaya çıkmasıyla Almanya’ya iade edildi ve Berlin’e geçti. 5 Temmuz 1919 divanı harpta idam kararı verildi. Enver Paşa Rusya’ya geçmeyi kafasına koymuştu ve bunun için Berlin’de hapis yatan Bolşevik liderlerden Karl Radek ile görüşüp onun referansıyla 1920 yılında Moskova’ya geçti.


Moskova’da Sovyet Dışişleri Bakanı Çiçerin’le, Lenin’le, Bekir Sami Bey ile ve Türk delegeleri ile görüştü; böylece Mustafa Kemal Paşa ile resmi olarak ilk bağlantıyı kurdu. Sovyetler Birliği yöneticileriyle yaptığı görüşmeler esnasında, İslam İhtilal Cemiyetleri İttihadını kurmaya karar verdi. İki koldan oluşan bu cemiyetler ittihadı, Türkiye ve diğer Müslüman ülkeleri olarak ayrılıyordu. İlk toplantıyı Bakü’de tertip etseler de katılım çok az olmuştu. Bu sebeple Enver Paşa, Sovyetlerin aslında bu ittihadı desteklemediğini, amacının oyalamak olduğunu fark ederek Berlin’e döndü.


Enver Paşa bu durumda iken Anadolu’da bağımsızlık ateşi yanmıştı. Enver Paşa ise bu yanan ateşi harlamayı kendine vazife bilerek amcası Halil (Kut) Paşa’yı Sovyet Dışişleri bakanı ile görüştürüp Kafkasya’da tutsak olan Türk askerlerini aldıktan sonra Kurtuluş Savaşı’na kazandırılmasını istedi. Sonrasında ise Almanya’dan silah satın alıp Anadolu’ya gönderdi.


15 Mart 1921’de Talat Paşa’nın şehit edilmesiyle İttihat Terakki’nin başlıca önder Enver Paşa oldu. Kurtuluş Mücadelesi veren halkına yardım etmeyi çok isteyen Enver Paşa, Moskova’ya geçip Ali Fuat Paşa (Cebesoy) ile görüşüp İstiklal Savaşı’na kendi ordusuyla katılma isteğini bildirdi ve Mustafa Kemal Paşa’ya uzunca bir mektup yazarak savaşa dahil olmak istediğini belirtti. Mustafa Kemal Paşa ise Enver Paşa’nın mücadelenin başına geçmek isteyeceğini düşünerek bu isteğini reddetti.


Yunanların Ankara üzerine taarruzu gelişmesi üzerine İttihat ve Terakki üyeleri TBMM içerisine baskı kurarak Enver Paşa’yı mücadelenin başına getirmeye çalıştılar. Enver Paşa’da bu sırada Batum’da İttihat ve Terakki kongresini toplayarak siyasi hazırlıkları yaptı ancak Sakarya Savaşı’nın mutlak zaferle sonuçlanması sonucu Enver Paşa’nın Anadolu’ya kurtarıcı rolünde girme olasılığı kalmayınca Enver Paşa ordularını Orta Asya’ya hareket ettirdi. Enver Paşa ‘nın bu bölgeye intikal etmesinin sebebi ise İngiliz kuvvetlerine karşı Müslüman Türkleri bir araya getirmek ve Turan devletini kurmaktı.


Bu amacı doğrultusunda Buhara’ya giderek Ahmet Zeki Velidi (Togan) ile iletişime geçti ve Sovyet emperyalizmine karşı savaşmak üzere 30 adamı ile birlikte Afganistan’a geçti. Afganistan’da Basmacılar arasında yerini aldı. Bu zamanlarda ise çok sevdiği eşi Naciye Sultan’a yazdığı mektupta ‘’İkinci bir arzum daha vardır. O da Mustafa Paşa ile ilgilidir. Onun başarıya ulaşması için mümkün olan hiç bir yardımı esirgeme. Zira Allah (C.C) onu bu memleketi düşmanlardan kurtarmak ve korumak için seçip göndermiştir.” diyerek Mustafa Kemal Paşa’ya olan inancını samimiyetle belirtmiştir.


Basmacılar’a katılmasıyla insanları çevresinde toplayan Enver Paşa, Kırgız Türklerinden ve Taciklerden oluşan kuvvetle Duşanbe’yi Sovyet ordularının elinden kurtararak garnizonu tutsak olarak aldı. ‘’ Buhara Emiri ve Halife Vekili Seyit Enver ‘’ imzasıyla dağıttığı bildirilerle komutasındaki düzensiz asker sayısını 30.000’e çıkarttı. ‘’ Türkistan, Hive ve Buhara Milliyetçi Orduları Başkomutanı ‘’ unvanıyla Horasan’a yürüdü ve Sovyetler’ e verdiği ültimatomla Kızıl Ordu birliklerinin Buhara ve Horasan’dan çekilmesini istedi. Bu ültimatom sonucu Kafiran savaşına giren taraflardan Sovyetler Birliği zaferle ayrılırken Enver Paşa’nın komutasındaki askeri birlikler dağıldı. Ancak yine de vazgeçmeyen Enver Paşa, dağa çıkarak Türk-İslam mücadelesini devam ettirdi.


4 Temmuz 1922 yılında büyük kumandan Enver Paşa Balcuvan dolaylarında bulunan çok sayıda Sovyet birliklerine süvarilerle saldırı emri verdi ve kendisi de yiğit dostları ile beraber şehit oldu.


Tarihle hesaplaşmayı seven insanlarımız maalesef Enver Paşa’ ya da çok ağır ithamlarda bulunmaktalar. Bu ithamlarda bulunanlarda eminim kendileri de biliyorlar ki Enver Paşa bunların hiçbirini hakketmemektedir. O vatanını ve Anayurdunu çok seven bir generaldi, çok sevdiği şeyler uğruna şehit oldu. Onun inancında hiçbir Türk ve ya Müslüman bir sömürge devleti olmamalıydı.


Enver Paşa ve Atatürk arasında suni bir kavga tesis etmeye çalışanlarda elbette mevcut. Enver Paşa’nın Sakarya Muharebesinden sonra Anadolu’ya kurtarıcı olarak girmek istemesi gayet normaldir çünkü böylesine yüce bir mücadelenin lideri olmayı her vatansever ister. Aynı şekilde Mustafa Kemal Paşa’nın Enver Paşa’nın Anadolu’ya yardıma gelmesini reddetmesi de gayet doğaldır çünkü böyle bir durumda İstiklal Orduları arasında ikilik çıkabilirdi ve bu Kurtuluş Mücadelesinden muzaffer olarak ayrılmamıza sebep olurdu. Sonuç olarak her iki Paşa’nın da bu hususta böyle karar vermeleri doğaldır.


Mustafa Kemal Paşa ve Enver Paşa’nın mefkuresi genel hatları ile aynıdır. Her ikisi de cihanda boyunduruk altında yaşayan Türkleri kurtarmak ve onları bir bayrak altında birleştirme hayalleri kurarlar. Örneğin Enver Paşa’nın ‘’ Uzun zamanlardan beri Türkistan Türklüğü ile Osmanlı Türklüğü arasındaki irtibat kopmuştur. Ben, Osmanlı ordularının başkomutanı ve İslâm Halifesinin damadı olarak oraya gelir ve Türkistan’ın bağımsızlığı uğruna ölürsem, bu köprüyü kurmuş oluruz.’’sözleri ile Atatürk’ün ‘’Ben her şeyden önce bir Türk milliyetçisiyim. Böyle doğdum. Böyle öleceğim. Türk birliğinin bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk birliğine inanıyorum, onu görüyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk birliğiyle açacaktır. Dünya sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türk’ün varlığı bu köhne aleme yeni ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek, o zaman görülecek.” sözleri arasındaki benzerliği gözlerinizin önüne seriyorum.

12 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
bottom of page