top of page
  • TELKİN DERGİSİ

Türk Milleti Üzerine Sosyolojik Tahliller 2: Teşkilatlanma ve Vakar / Atilla Altınöz


Türk milleti yaradılışı itibariyle bazı özellikleri bünyesinde barındırır. Geçen yazımda bahsettiğim üzere bunun en büyük nedenleri coğrafya ve yaşam biçimidir. Birçok dış tehlikeyle karşı karşıya olan Türk milleti, birlik hâlinde yaşamaya mecburdur. Bu yüzden Türkler iyi teşkilatçılardır. Tarihte bunun birçok örneği mevcuttur. Son olarak Kuvâ-yı Milliye bunun başlı başına örneğidir.



Anadolu işgal altındayken milletimizin birçok sorunu vardı. Haberleşme ağları kesilmiş, ekonomik sıkıntılar oldukça artmıştı ve askerî malzeme eksikliği açıkça hissediliyordu. Tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de düşman sayısı bizim sayımızın birkaç misliydi. Böylesine olumsuz şartlar altında bile biz Türkler, yurdun çeşitli bölgelerinde yerel direniş kuvvetleri oluşturabilmiştik. Atatürk ise Sivas Kongresi’nde yerel olarak teşkilatlanmış direniş kuvvetlerini bir araya toplayarak yerel teşkilatlanmayı ulusal boyuta taşımış ve çok büyük bir işe imza atmıştır. İlber Ortaylı’nın ‘’Her milletin kendine özgü bir niteliği vardır. Türkler de teşkilatlanma yeteneği yüksek, askerî bir toplumdur. Yani ‘Her Türk asker doğar.’ sözü, beğenin ya da beğenmeyin doğrudur.’’ ifadesi söylediklerimizi ispatlar niteliktedir. Türk milletinin teşkilatlanmasında bir diğer öncü isim de Enver Paşa olmuştur.



Enver Paşa, Teşkilat-ı Mahsusa’yı kurarak Türk istihbaratında kilometre taşı diyebileceğimiz bir iş yapmıştır. Teşkilat-ı Mahsusa’nın hâlâ varlığını sürdürüp-sürdürmediğine dair net bir bilgi bulunmamakla birlikte aradan geçen yaklaşık 100 senede efsaneleştirilmiş bir kuruluştur. Aktif olduğu dönemde çok iyi teşkilatlanarak yurt içinde ve dışında faaliyet gösteren yüzlerce ajan yetiştirmiştir. Bunların yanı sıra Enver Paşa, İttihat ve Terakki döneminde de üst düzey bir teşkilatlanma örneği göstermiştir. Resmî görevi son bulduktan sonra da Türkistan coğrafyasında bağımsız aşiretleri bir araya toplayarak topyekûn bir direnişi başlatmıştır. Bu iki örnekte açıkça gördüğümüz üzere Türk milleti genel anlamda teşkilatçılığa yatkındır. Mustafa Kemal’in ‘’Biz Türkler, ordusu olan bir millet değil, milleti olan bir orduyuz!’’ sözü Türklerin askerî yapı olarak teşkilatlanmasındaki üstünlüğüne işaret etmektedir. Bu yüzden Türk milleti için genelde ‘’ordu millet’’ ve ‘’asker millet’’ kavramları kullanılmaktadır. Ne yazık ki milletimizin teşkilatlanması sadece askerî yönden eşsizdir. Ekonomik ve sosyal olarak teşkilatlanma, bir diğer söylemle ‘’lobi oluşturma’’ konusunda oldukça zayıf kalmış bir milletiz.



Vakar yani ağırbaşlılık da Türklerin karakteristik özellikleri arasındadır. Türk milletinin herhangi bir ferdi, özellikle yeni girdiği bir ortamda genelde sessiz kalır. Konuşmak yerine dinlemeyi tercih eder. Tabii son yıllarda değişmekte olan toplum yapısı bu tezi bir miktar sarsmaktadır. Bunun nedeni ise büyük ölçüde teknolojik gelişmelerdir. Teknolojinin gelişmesi sonucu insanların daha sosyal varlıklar hâline gelmesi ketumluğu neredeyse bitirmiştir. Bunun iyi bir gelişme olup olmadığını bizlere zaman gösterecektir. Bu yazıda sadece çağımızı değil geçmişten beri gelen toplum yapısını inceleyeceğiz. Türkler tarih boyunca yabancılar tarafından çok konuşmayı sevmeyen bir millet olarak görülmüştür. İtalyan asker ve araştırmacı Luigi Ferdinando Marsigli (1658-1730), ‘’Stato militare dell'Imperio ottomanno’’ kitabında Türkler hakkında ‘’Konuşmaları ciddidir. Kısa söz söylerler. Kendilerine de dilek ve maksatların kısaca anlatılmasını isterler.’’ demiştir. İsveçli tarihçi Ignatius Mouradgea d'Ohsson (1740-1807) ise ‘’tableau general de l'empire ottoman’’ kitabında Türklerden bahsederken‘’Vakur, terbiyeli, edepli bir millettir. Terbiye ve nezaket kaidelerini hiç ihmal etmezler. Hangi sosyal tabakaya mensup olurlarsa olsunlar, hareketlerinde açıkça vakar görünür. Huzur ve sükûna düşkünlerdir. Kimseyi rahatsız etmezler, kendilerini rahatsız edeni de hoş görmezler.’’ demiştir. Bir toplum hakkında bilgi edinmek için en objektif kaynak, çevre ülkelerin yazarlarını dinlemekten geçer. Özellikle de bahsettiğimiz toplumun yaşadığı coğrafyayı ziyaret etmiş yazarların söyledikleri şeyler genellikle objektif olur.


Bunun yanı sıra Türk milletinden bahsederken ülkemizin önemli araştırmacı yazarlarını da dinlememek olmaz. İsmail Hami Danişmend, bu konuda önemli araştırmalar yapmış değerli bir Mülkiyelidir. Kendisinin ‘’Türkler’’ kitabı milletimizi tanımak için oldukça önemlidir. Bu kitabın 85. ve 93. sayfaları arasında Türklerin ağırbaşlılık, ciddiyet ve vakarından söz edilmektedir. İsmail Hami Danişmend de öncelikle yabancı kaynakları örnek göstermiş, ardından kendi eklemelerini yapmıştır. Biraz önce bahsettiğim sayfalar arasında Türk milleti hakkında ‘’ Bu zarif ağırbaşlılık ve vakar yalnız yüksek tabakaya has değildi. Aynı hâl istisnasız bütün halk tabakalarında da yaygındı.’’ diyerek d’Ohsson’u doğrulamış ve vakarın, asilliğin diğer Avrupa ülkelerindeki gibi sadece soylulara ait olmadığını, Türk milletinin geneline yayılarak bir karakteristik özellik olduğuna vurgu yapmıştır. Yine aynı bölümde Türk milleti için ‘’ Ağırbaşlı oldukları için heyecanlanmazlar ve gürültüden, bağırıp çağırmadan hoşlanmazlardı.’’ denmiştir. Burada da görülmektedir ki Türkler günlük yaşantılarında oldukça sakin ve nezaket kurallarına uygun yaşayan bir millettir. Özellikle Avrupa çevresinde Türklerden barbar diye bahsedilmesi, Türklerin kaba saba bir millet olduğunun söylenmesi ise asılsız bir algı operasyonundan ibarettir. Bağrından yüzlerce şair, sanatçı çıkarmış; bunların çoğunu Avrupa’dan ve dünyanın geri kalanından evvel yapmış bir millet hakkında böylesine çirkin ithamlarda bulunmak ancak bir başarısızlığın ve gocunmanın eseridir.

26 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
bottom of page