top of page
  • TELKİN DERGİSİ

Türk Dili / Yusuf Ilgar Aydın


Türk dilinin müziği, zarafeti ve zenginliğinin konu edildiği tartışmaların içerisinde bulunduğumuz siyasi ve içtimai durumdan bağımsız olduğunu söyleyebilir miyiz? Başlamadan bu konuya bir bakalım.



Cumhuriyetimizi kuran Türk Milliyetçisi elitlerin kat ettiği yollarda, dilimizin hâli üzerine çıkan tartışmalar aydınlık geleceğe giderken bir tabela işlevi görmüştür diyebiliriz. Genç Kalemler Dergisi sürecin ilk adımı olmasa bile “Yeni lisanın tamimine hizmet etme” vaadiyle basılmıştı. Herkes için Türkçe, yazı dilinde büyük bir ivme kazandı. Cumhuriyetin tekrar düzenleme ihtiyacı hissettiği akademik hayatımızda, Ömer Seyfettin’in başlattığı hareketin çabucak benimsenmesini anlamak için o günlerde yazılan eserlerin okunmasının yeterli olacağını düşünüyorum. Kanlı dövüşlerin ve şerefli savaşların ardından yeni bir millet kurulmadı fakat yeni tariflere muhtaç kaldık. Biz kimiz? Kimliğimiz nedir? Rejim, devlet, millet, dil, bilim ve niceleri... Kısaca, üzerine bir milletin istikbalinin inşa edileceği zemin hazırlanıyordu.


Bu yazının esas konusu ise, Türkçe’nin fakir bir dil olduğu hatta devlet geleneğine sahip olmayan dillerin ondan çok daha zengin olduğu tarzı söylemleri değerlendirmektir.

Bir dilin zenginliğini belirleyen nedir? Sahip olduğu kelime sayısı ve tarih boyunca ortaya koyduğu eserler diyebilir miyiz? Bilgiye rahatlıkla ulaşabilmek bu çağın sorunu değil. İletişim araçlarının gelişmediği dönemler, insanlık tarihinin genelini kaplıyor. Ve bilgiye ulaşmak doğal olarak o çağın bir sorunuydu.



Kayıt altına alınamayan bilgilerin önemli bir kısmının kaybolduğu ve yeniden keşfedilmek için beklediğini düşünelim. Kim avantaja sahiptir? Güçlü teşkilatlanmaların temel iletişim birimini oluşturan diller, yüksek avantaja sahip oluyor. İnsanlıkla birlikte en güçlü teşkilatlanmaya, yöneten- yönetilen ilişkisinin içtimai hayattaki ağırlığından dolayı "devlet" diyebiliriz. Devlet, iletişim ve kayıt ihtiyaçlarını dil üzerinden sağlıyor. Kayıt almak denilince, ilk akla gelen yazılı eserler oluyor. Türkler gibi göçebe milletler çağdaşları kadar yazılı eseri ortaya koyamasalar da avantajlarının hızları olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bilgiye ulaşma hızı ve idare geleneği, bu açığı kapatan etkenlerdi.


Önemli olan sürdürülebilir bir devlet geleneğine sahip olmak. Türkçe, önceleri göçebe federasyonlarının ortak dili daha sonra bunun yanına eklenen bir imparatorluk dili haline geliyor. Yani bir milletin idari anlamda yaşayabileceği her türlü zorluğu tarih boyunca deneyim edinmiş bir sonraki nesle aktarmış bir dil bu.

Türkçe’nin fakir bir dil olduğu söylemlerinin dayandığı fikri, içerisinde çok fazla Arapça ve Farsça kelime barındırmasından kaynaklanıyor. Bir kelimenin kökeninin o dile ait olması, dilin zenginliğini ortaya koyamaz. Latince ve Grekçe ilişkisi veya Normanların fethinden sonra İngilizce- Fransızca ilişkisine de bakmak gerekir. İmparatorluk dillerinin özellikleri budur ve bu dilin yetersizliğini göstermez. Bu konuda en önemli kaynak kitabı ise, Nihad Sami Banarlı’nın "Türkçenin Sırları" kitabıdır. Tavsiye ederim.


Elbette bu yazıda verilen bilgiler nihai değil. Dil, tam olarak çözemediğimiz bir mesele olarak hayatına devam ediyor. Bu konuda Türkçeye zayıf denilmesi ucuz bir propagandadan başka bir şey değil. Özellikle, Türkçeyi aşağılayarak başka dilleri yüceltmenin akla sığan bir tarafı da yok. Aklın yolunu takip etmek, başvuracağımız en temel kaynak olmalı. Diller, fantastik bir şekilde güçlenmiyor. Sanata, rutine ve toplumsal hayatla olan sağlıklı ilişkinin bir sonucu olarak zenginleşmeye devam ediyor. Doğru kullanımı üzerine alacağımız önlemlerin dengesi konusunda bir endişem yok. Türk Milliyetçisi aydınlar, dilin korunması ve gelişmesi üzerinde birbirlerinden çok farklı düşünmüyorlar. Çünkü bu mesele de yukarıda bahsettiğim gibi bizim elitimizin ilk olarak çözdüğü meselelerin başında geliyor. Genç Kalemler Dergisinde vurgulananlar bugün geçerliliğini devam ettiriyor.


Dilin zenginliği ve korunması üzerine yazılan bu yazıda başka bir konuda eksikliğimizi dile getirmem gerek. Kavramlarımız konusunda eksiklerimiz var. Yani bilim yaparken kullandığımız bir kelime biricik değil. Bu, çözülemeyecek bir sorun da değil. Birincisi, bir kavram uluslararası alanda ortaksa bunu değiştirmek zorunda değiliz. İkinci bir durum ise kavramların ortak ve biricik olması için akademide bir mutabakata varılmalıdır. Uzun yıllar, farklı yazarların farklı metinlerinde kullanılacak olan ortak kavramlar bu çıkmazdan bizi kurtaracaktır. Bize gereken Genç Kalemler gibi güçlü aydınlar ve sağlam bir işbirliğidir. Dilimizin her konuda yeterliliğinden eminiz. Ki böyle olmasaydı yüzyıllar boyunca bir devlet dili olarak kullanılamaz ve sanat yapılamazdı.


5 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
bottom of page