• TELKİN DERGİSİ

Politik Bilinç / Yunus Emre Ilıca

Siyaset, parti tabanlarından liderlerine kadar karşılıklı nefret ve düşmanlık ile doludur. Nitekim nefretin sebebi korkudur. Politik aktörlerin maddi edinimlerini kaybetme korkuları bunlardan yalnızca birisi. Ancak politikacıların, korku ve nefret ortamını tabana yaydıkları ölçüde başarılı oldukları da ekseriyetle gözlemlenmiştir. Bu konuyu biraz açalım.


Nefret için korku, korku için düşmanlık, düşmanlık için rakip gereklidir. Rakiplik dostluk ve saygı ortamı içerisinde gerçekleşebileceği gibi, tam aksi de sıklıkla görülebilir. Peki politikacılar neden rakip aktörleri, partileri, ideolojileri düşman olarak gösterme çabası içine girerler? Çünkü kendilerine oy veren kişilerin beklentileri karşılanmasa dahi alternatif arayışları olmamalıdır. İktidarda kalmak ancak bu sayede mümkündür. Rakipler düşman olarak tanıtıldıktan sonra varsayımsal korkutma teorileri duyulmaya başlanır. Ardından bu denli sert ve yıkıcı yaklaşım biçimleriyle karşılaşan rakipler de aynı hataya düşerek, nefret ve düşmanlık ortamının büyümesine katkıda bulunurlar. Tam bu noktada, işler geri dönülemez bir şekilde karışarak toparlanması mümkün olmayan büyük bir sorun haline gelir. Taraflardan birinin hezimet ile yok olması gerekliymiş gibi görülür. Ancak yine tam burada bir başka ince hesap daha kendisini gösterir. Düşmana ihtiyaç…


Doğruluk, anlatılarak algılatılabilen bir şey değildir. Doğrunun tanımlanabilmesi için yanlışa ihtiyaç vardır. Yanlışlardan kaçınmanın doğruya yaklaşmak olduğu en bilindik örneği ile dinlerdeki tövbe anlayışında mevcuttur. Tam da bu insani davranış biçiminden hareketle, siyaset sahnesinde de doğruların anlatımı yalnızca prosedürden ibarettir. Aslolan rakipleri yanlışlamaktır. Doğru üretim modelini sunmanın zorluğundan ve anlaşılmazlığından kaçınarak politik tercihler içerisinde en az yanlışa sahip olmanın heyecanı ile kendilerini halka anlatıp oy talep edenlere gösterilecek en doğru tavır; sırt çevirmektir. Ne zaman ki aynı talep teorik birikim ve pratik projeler ile sağlanırsa o zaman saygı hak edilir, tercih mutlak suretle milletindir.

Burada öncelik vatandaşların öz eleştirisidir. Politik tutum ve tercihlerinin niteliğini artırıcı faaliyetlerde bulunmaya önem göstermesidir. Davranışlarının kendisine, ailesine, bütün bir millete, devletin kendisine ve devletin geçici sahiplerine ne katkı sağladığını tartması, kıyaslaması lazımdır. İnandığı ülküleri gerçekleştirebilmek adına kendisinin ve çevresinin gelişimi için yapılması gerekenleri tespit ve tertip etmesi lazımdır. Özetle halk, bilinçli davranmak zorundadır. Uyuma lüksü yoktur, olmayacaktır.

Halkın politik bilinç seviyesinin artışı iki yolla sağlanır; Birincisi devletin geçici sahiplerinin, anayasada belirtildiği üzere buna imkân ve teşvik sunmasıdır. Bu, devletin geçici sahiplerinin çıkarlarına ters düştüğünden kısıtlama girişimleri sergilemekten çekinmeyeceklerdir. İkincisi ise halkın anayasal düzlemde hak ettiği politik bilinç seviyesine erişmek için gereken mücadeleyi yapmasıdır. Zira başka bir yol yol yoktur.

9 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör