• TELKİN DERGİSİ

Millî Şehit: Boğazlıyan Kaymakamı Mehmed Kemal Bey / Atilla Altınöz

Babasının görev yeri olan Beyrut’ta 1884 yılında dünyaya gelen Mehmed Kemal, ilk eğitimini de burada tamamladı. Ülkenin içerisinde bulunduğu durumdan ve babasının da memur oluşundan etkilenen Mehmed Kemal, Mekteb-i Mülkiye’ye kaydoldu. II. Meşrutiyet’in ilan edildiği tarihlerde Mekteb-i Mülkiye’den mezun olan Mehmed Kemal Bey ilk olarak Beyrut ve Cezayir’de kısa süreli görevler aldı. 1910’da Rodos’a göreve gelen Mehmed Kemal Bey, Trablusgarp Savaşı esnasında Selanik’e ardından Balkan Savaşları başlayınca Gebze’ye atandı. Mehmed Kemal Bey 1913’te Karamürsel’e göreve geldi. İki yıllık Karamürsel macerasının ardından 12 Haziran 1915 tarihinde ileride şehit olacağı görev yeri Boğazlıyan Kaymakamlığına atandı.



Mehmed Kemal Bey’in Boğazlıyan Kaymakamlığına getirildiği dönemlerde çıkan Sevk ve İskân Kanunu dolayısıyla bölgede yaşayan Ermeni halkı göç ettirildi. Bu olay Mehmed Kemal Bey’in sonunu getiren olay olacaktı. O dönemki hükümetten aldığı emirleri uygulayan Mehmed Kemal Bey, I. Dünya Savaşı’nın kaybedilmesi ve İttihat ve Terakki Fırkası’nın iktidardan düşmesinin ardından Mehmed Kemal Bey bazı suçlamalara maruz kaldı.


Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nın iktidarda olduğu dönemde işgalci devletler tarafından kurulan Malta Mahkemeleri’nde (Âliye Divan-ı Harb-i Örfi) "kış gününde vatandaşları can ve mal kaybına uğrattığı, ayaklarına süngüler bağlayarak ölüme terk ettiği" iddiasıyla suçlandı. Bu suçlamalara "Ben aldığım emri yerine getirdim. Sürgün edilenlere insanî şekilde davrandım. Süngü bağlamadım. Vicdan azabı duymuyorum. Kimsenin ölümü için emir vermedim." diye karşılık verdi. Bu mahkemede idam cezasına çarptırılan Mehmed Kemal Bey, esasında daha öncesinde Yozgat’ta "Boğazlıyan'daki görevi sırasında tehcire tabi tutulan ahalinin mallarının yağmalanıp gayrimenkullerinin talan edilmesine müsaade verdiği ve olaylar sırasında tedbirsiz davrandığı" gerekçesiyle yargılandı ancak Mehmed Kemal Bey bu suçlamalar karşısında beraat etti. Ardından da Konya’ya tayin edildi.


Velhasılkelam idam cezasına çarptırılan Mehmed Kemal Bey’in ölümünün halkı galeyana getirebilme ihtimalini düşünen dönemim padişahı Vahdettin, idam kararını onaylamadı ve Şeyhülislamdan fetva istedi. Dönemin Şeyhülislamı Mustafa Sabri Efendi verdiği fetva ile idamı onayladı. 10 Nisan 1919’da İstanbul Beyazıt Meydanı’nda idam edilen Mehmed Kemal Bey’in son sözleri "Sizlere yemin ederim ki, ben masumum, son sözüm bugün de budur, yarın da budur. Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buna diyorlarsa kahrolsun böyle adalet! Çocuklarımı asil Türk milletine emanet ediyorum." oldu.




Mehmed Kemal Bey’in şehit edilişi halk arasında bir uyanışa vesile oldu. Ömrünü Türk milletine adayan Mehmed Kemal Bey ölürken bile milletine eşsiz bir hizmet ediyordu. Ne yazık ki işgal döneminde birçok vatansever, İtilaf Devletleri ve onların maşası olan vatan hainleri tarafından şehit edildi. Bunların birisi de Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey oldu.


Nusret Bey’in koğuş arkadaşı olan Falih Rıfkı Atay hatıralarında Nusret Beyden "Mutasarrıf Nusret'in ölümü eşsiz bir faciadır. Terbiyeli, özü sözü birbirinden temiz bir Türk milliyetçisi idi... Karısına ve çocuklarına bile gösterilmemişti. Göğsüne asılan yaftada ''para çalmak için kıtal yaptığı'' söylenen Nusret'in, yamalı pantolonu cebindeki cüzdanında yalnız bir kâğıt lira bulmuşlardı. Sabahın ilk saatlerinde tevkifhane avlusundan zavallı karısının çığlıkları geliyordu." şeklinde bahsetmiştir. Her ne kadar ilerleyen yıllarda Nusret Bey, Mehmed Kemal Bey ve daha nicesinin aziz hatırasına bir nebze olsun sahip çıkabilmek ve iade-i itibar edebilmek adına Cumhuriyet rejimi tarafından ailelerine yardımlar yapılmıştır. Bazı kesimler tarafından eleştirilmesine karşılık bu yardımlar, şehitlerimizin ailelerinin doğal hakkıdır.


Bu olaylar üzerinden Türk tarihinde yitirmiş olduğumuz birçok değerli insanımızı anıyor ve bu sorunun detaylarıyla incelenmesi gerektiğini savunuyoruz. Kanımca bu tip olaylarda en büyük sorun sahipsizliktir ki bu iyimser bir düşünce biçimidir. Çünkü aksi takdirde devletin karar verici makamlarını dolduranların doğrudan vatan hainliği ile suçlanması gerekir. Mehmed Kemal Bey olayı üzerinden gidecek olursak, yapılması gereken padişah ve diğer karar vericilerin itilaf devletlerinden her ne kadar baskı gelirse gelsin Kaymakam Kemal Bey’i korumak ve adilce yargılamak olmalıydı. Bu tarz olaylarda sorumluluk altında olmadan yorum yapmak kolay gibi gözükse de görünen köy kılavuz istemez.


Meseleyi son olarak idam kararının onanışındaki hadiseler bakımından ele alacağım. Baskılarla kurulmuş mahkemeden çıkan idam kararı Vahdettin’in önüne geldiği zaman, Vahdettin ilk olarak bu kararı onaylamamış ve dönemin Şeyhülislamı Mustafa Sabri’den fetva istemiştir. Verilen fetva neticesinde 10 Nisan 1919’da Boğazlıyan Kaymakamı Mehmed Kemal Bey idam edilmiştir.


Şeyhülislam tarafından verilen kararlar doğrultusunda hayırlı bir meselenin ortaya çıktığına ne yazık ki şahit olduğumu hatırlamıyorum.


“Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz.”


MUSTAFA KEMAL ATATÜRK





11 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör