top of page
  • TELKİN DERGİSİ

Medeniyet Tarihi'nde Türk Nefesi / Orhan Baş

Yaşamış olduğumuz dünya şüphesiz ki birçok evreden, birçok dönemden geçmiş ve o şekilde günümüze kadar gelmiştir. Doğa olaylarından tutun canlıların, bilhassa insanların etkisi bu değişim ve dönüşümde büyük rol oynamıştır. Dünyada nice toplumlar var olmuş, her toplum artı ve eksileriyle birtakım yeniliklere öncülük etmiştir. Kimi zaman olumlu eylem, davranış ve buluşlarıyla bir yenilik katarken kimi zaman isteyerek ya da istemeyerek ortaya çıkardıkları olumsuz sonuçlarla yeniliklere sebep olmuşlardır. Toplumlar böyle ortamlarda zamanla etkileşime girerek birbirlerini de etkilemişlerdir. Her toplumun kendine has özellikleri, davranışları ve buluşları zamanla diğer toplumlarda da ya olduğu gibi tamamen ya da kısmen yer almıştır.



Dünyanın binlerce yıllık tarihini göz önüne alacak olursak yenilikler adına büyük bir birikim oluşmuştur. Ancak bazı yenilikler vardır ki kendisinden sonra nice yeniliklere sebep olmuştur. Bunlar dünyanın gidişatına yön vermiştir. Şüphesiz ki biz Türkler her daim yenilikler açısından büyük kapılar aralayan toplumlardan biri olmuşuzdur. Dünya medeniyetler tarihine katkılarımız bir rehber niteliğindedir. Bu katkıların her birini burada yazmak mümkün değildir. Ancak biz Türklerin medeniyet tarihine kazandırdığı yeniliklerden çığır açıcı olanları üç ana başlık altında toplayıp yazımıza devam edelim;


1 - Atın Evcilleştirilmesi

2 - Demirin işlenmesi

3 - Hukuk fikrinin gelişmesi


ATIN EVCİLLEŞTİRİLMESİ

Bildiğimiz üzere Türkler konar-göçer bir yaşam tarzına sahipti. Bu yaşam tarzı Türklerin birçok farklı özellik kazanmasını sağlamıştır. Bu özelliklerin başında savaşçı yani ‘‘askerî yönü kuvvetli bir toplum yapısına bürünme’’ gelmektedir. Özellikle at kullanmadaki marifet bir ilki teşkil etmektedir. Çünkü atı evcilleştirip kullanma durumu ilk kez Türklerde görülmüştür.


Atlar, özellikle savaşlarda çok etkin bir şekilde kullanılmıştır. Bu aynı zamanda diğer toplumlara sirayet etmiş en önemli özelliklerden biridir. Çünkü atın evcilleştirilmesi sürat kavramını da ortaya çıkarmıştır. İnsanlar varmak istedikleri yere çok daha çabuk varabilmiş, adeta zamana karşı mücadelede zamana karşı bir hamle yapmıştır. Bu durum kültürler arası etkileşime de neden olmuştur. Ayrıca sürat kavramı insanları her zaman bir kat daha hızlı olmaya itmiş bu da yeniliklere yol açmıştır. Çünkü insan doğası gereği her zaman bir fazlasını istemekte ve bu da daha iyisinin olabileceği kanaatine vardırmaktadır. Nihayetinde bu kanaat zamanla eyleme dönüşmüş, sürat kavramına yeni bir boyut katmış ve beraberinde birçok buluşu meydana getirmiştir. Artık mesafeler kısalmış attan daha hızlı araçlar ortaya çıkmıştır. Ayrıca başka bir noktaya daha değinmek istiyorum. Başta bahsettiğimiz Türklerin askerî yönü, her ne kadar kuvvetli de olsa barbarlık için kullanılmamıştır. Merhametin ve insancıllığın en önemli temsilcisi yine Türkler olmuştur.


DEMİRİN İŞLENMESİ

Günümüzde çokça kullanılan demirin, işlenmesi çok eski tarihlere dayanmaktadır. Demirciliğin ilk ortaya çıktığı coğrafya Altaylar’dır ve demircilik ilk olarak Türkler tarafından yapılmıştır. Madenler Türkler için hep önemli olmuş ve özellikle demir, yaşam tarzlarında ana malzemelerden biri olarak yerini hep korumuştur. Bunu; kullanılan birçok aletten, dönemi yansıtan belge ve bulgulardan anlamak da mümkündür. Nitekim Ergenekon Destanı’nda demir dağın eritilerek yol açılması ve bu şekilde yeni bir hayatın başlaması demirciliğin Türklerin yaşam tarzında ne denli yer teşkil ettiğini bizlere gösteren en önemli unsurlardan biridir. Bildiğimiz üzere destanlar, halkın yaşam tarzını bizlere anlatan ve günümüze kadar gelen en önemli belge mahiyetindeki unsurlardır.


Demircilik sadece ilk ortaya çıktığı Altay bölgesinde kalmamış, Türkler bunu kurmuş oldukları devletlerde sürekli bir uğraş haline getirmiştir. Özellikle Büyük Selçuklu Devleti ve Osmanlı Devleti dönemlerinde bu alanda büyük emekler sonucu büyük başarılar elde edilmiştir. Savaşlarda kullanılmak ve güvenliğin sağlanması için yapılan ok, mızrak ve kılıç gibi araçlar da demirin işlenmesi sayesinde üretilmiştir. Avarların üzengiyi bulması ve tüm Avrupa’ya bunu öğretmesi yine Türklerin sağlamış olduğu bir kazanımdır. Üzengi, atların kullanımını kolaylaştırmış, özellikle savaşlarda büyük kolaylıklar sağlamıştır. Ayrıca üzengi Avrupa’da şövalye kavramının ortaya çıkmasına da neden olmuştur.


Demir, sadece bu tür aletlerin yapımında kullanılmakla kalmamış, birçok farklı şekilde karşımıza çıkmıştır. Bir diğer önemli getirisi de tarım alanında olmuştur. Demirin işlenip tarım aletlerine dönüştürülmesi ve bunun etkin bir şekilde kullanılması tarımsal verimi arttırmıştır. Bu sayede fazla üretim gerçekleşmiş ve bu üretim fazlalığı nüfusun artmasına neden olmuştur. Bu durumu özellikle Orta ve Kuzey Avrupa’da görmek mümkündür. Bunun dışında demirin işlenmesi, sanat ve mimari alanlarında da gelişmelere etki eden bir durum olmuştur. İşte bu sebeplerle tarihi dönemlere baktığımızda demirin işlenmesi yine medeniyet açısından önemli bir dönüm noktasıdır.


HUKUK FİKRİNİN GELİŞMESİ

İnsan hak ve özgürlüklerinin korunup uygulanması, her zaman gerekli olan bir durum olmuştur. İnsanlar, her zaman kendilerini güvende hissedebilecekleri ortamlara ihtiyaç duymuş ve bunu arzulamışlardır. Güvende olma arzusu; insanları, sadece savaşçı özelliklere sahip olmaya değil aynı zamanda insanlar arasında geçerli yazılı ya da yazısız sözleşmeler oluşturmaya da itmiştir. Güvenlik, hak ve özgürlük gibi kavramlar bu sözleşmelere dayandırılmak istenmiştir. Şüphesiz bu da zamanla hukuk kavramını ortaya çıkarmıştır. Yazımın başında da bahsettiğim gibi merhamet ve insancıllık gibi özelliklere sahip olan ve bunların en önemli temsilcilerinden birisi olan Türkler hukuki alanda da medeniyete önemli katkılar sağlamış olan bir millettir. Türk devletleri ve topluluklarında, yerleşik hayatın henüz benimsenmemiş olması, yazılı hayata geçilmesini geciktirmiştir. Buna karşın, göçebe yaşam tarzının dolaylı olarak bir diğer sonucu da ayrıcalıklı bir sınıf oluşmamasıdır.



Yazılı hayata geçilememesi, yazısız hukuk kuralları olan ‘‘töre’’ kurallarının önem kazanmasına sebebiyet vermis ve hükümdar başta olmak üzere hiç kimse töreye karşı hareket edememiştir. Bu kapsamda devlet işlerinin töreye uygun yürütülmesinin yanında, halk günlük hayatında da törenin dışına çıkamamıştır. Töreyi korumak ve uygulamak devletin, topluluğun ve dolayısıyla da hükümdarın görevi olmuştur. Türklerin örf, âdet, gelenek ve görenekleri doğrultusunda meydana gelen töre kuralları; adalet, eşitlik, iyilik, yararlı olma gibi insanlık doğrultusundaki değişmez kurallarn yanında şartlara göre yeni kuralların koyulmasına da imkân sağlamıştır. Mal ve mülkü evlenir evlenmez üzerlerine alırlardı. Hatta evlenmek tabiri de buradan gelmektedir. Daha sonraları bu durum, özel mülkiyetin oluşmasına da neden olmuştur. Ayrıca Türkler kadın haklarına çok büyük önem vermiş ve bunun korunmasını da sağlamıştır. Bu yazısız kurallar zamanla yazılı hale gelmiş ve gelişerek günümüze kadar ulaştırılmıştır. Başta töre olarak karşımıza çıkan yazısız hukuk zamanla hukuk fikrinin gelişmesine neden olmuş ve diğer toplumlara da adeta rehberlik etmiştir.


Türklerin medeniyete tek tük kazanımlar sağladığını söyleyenler büyük bir yanılgı içerisindedir. Çünkü biz Türkler tarihe birçok dönemde katkı sağlamış ve hatta yön vermiş bir milletiz. Medeniyet zincirinin birçok halkasında yer almış ve yer almaya devam edecek bir milletiz.


Türklerin medeniyete katkılarını tek ve tük olarak adlandırıp kör taklidi yapanlar, işin aslına baktıklarında Türklerin katkılarının tek ve tük değil, medeniyette yer alan birçok katkının tek ve ‘‘Türk’’ olduğunu elbet göreceklerdir.

11 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
bottom of page