top of page
  • TELKİN DERGİSİ

KURTULUŞUN İLK ADIMI: 19 MAYIS

“Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak mahiyet alır.”

MustafaKemal Atatürk


Taburum Emrinizdedir!

Samsun’da sahilde Atatürk’ü tutuklamak için bekleyen İngiliz Subayı Salter, küçük birliğinin Türk Subayları tarafından takibe alındığını görmüştü. Bu nedenle Atatürk’ü sahilde tutuklayamayacağını anladı ve vapur iskeleye yanaşmadan vapura çıkarak Atatürk’ü tutuklamaya karar verdi. Yanına birkaç asker alarak motoruna binip gemiye yanaştı:


“Vapurdaki generali görmek istediğimi” söyledim. Bir tanesi önümüze düşerek bizi salonun kapısına kadar götürdü. Kapıdaki görevli, durumu içeriye bildirdi ve geriye dönüp bizi içeriye aldı. Herkes ayakta idi. Ortadaki mavi gözlü, sert bakışlı kişi ile göz göze gelince ne söyleyeceğimi şaşırdım. Sert bir asker selamı verirken ağzımdan şu sözler döküldü: “Taburum emrinizdedir.”


Bunu nasıl söylemiştim? Daha önce hiç böyle bir şeyi aklımdan dahi geçirmemiştim. Tercümanım bir an durakladı. Kendisine dönüp bakınca hemen toparlandı ve Türkçe olarak generale iletti. Mustafa Kemal Paşa’nın yüzünde hafif bir tebessüm belirdi. Teşekkür etti ve beni de yanına alarak dışarıya çıktık. (Em. Hava Albay Kemal İntepe, Silahlı Kuvvetler Dergisi, Mayıs 1984, Sayı 291 )

Daha sonra bu subay, o anlar nedeniyle ülkesinde vatana ihanetten yargılanır.


Orda Bir Kadın Bendim

Sahildeki bir kişi daha vardır: Sakine Baturay. Atatürk ve silah arkadaşları Samsun iskelesinde tek karşılayan kadın. Araştırmacı-yazar, tarih öğretmeni Necat Çetin 29 Haziran 2008 günü Torbalı Parkı'nda Orhan Baturay ile bir topluluk içinde sohbet ederken, annesi Sakine Baturay'ın hikayesini kendisine anlattığını belirtti. Orhan Baturay, 1976 yılında hayatını kaybeden annesinin Samsun'da hasta bakıcılık yaptığını ifade ederek, 'Annem 19 Mayıs 1919’da ilk eşinden olan engelli çocuğunun tedavisi için Samsun'daki hastanede bulunuyor. Tedavi sırasında diğer hastalara gönüllü hastabakıcılık yapıyor.



Ardından kentte kalıp, hastanede hasta bakıcı olarak çalışmaya başlıyor. 19 Mayıs 1919'da Atatürk'ün Samsun'a geleceğini öğrenip, onu karşılamak için Reji İskelesi'ne gidiyor. Annem orada Atatürk'ü karşılayan tek kadın olduğunu hep anlatırdı. 'Onlar Samsun'a geldiğinde karşılayanların arasındayım' derdi. Onun ifadesiyle, 'Benim aklımda kalan Mustafa Kemal’i iskelede karşılayan tek kadındım' derdi. Annem kabuğuna sığmayan, çok girişken, zeki, meraklı, yaşadığı dönemin ötesinde bir kadındı. Kitap okumayı çok severdi ve sürekli tarih kitapları okurdu.' diye konuştu. (samsunozelhaber.com, 19.05.2013) Sakine Hanım daha sonra milli mücadele için emek verecek ve çevresindeki kadınları örgütleyip askerlerimize çorap dikecekti.



Atatürk Gemiyle Samsun’a Gitmese Kocaeli’ne Atla Gidecekti, At Bulamasa Yayan Gidecekti

Atatürk Samsun’a çıkmak için tabi ki İzmir’in işgalini beklemedi. Bu ancak tiyatral bir benzetme olabilir. Saray’dan bu tip bir görevlendirme beklemiyordu. Son vardığı karar karayolu ile Anadolu’ya geçmekti. Nisan sonuna kadar yaptığı sayısız görüşme ve toplantı bu yöndedir. Yaveri Cevat Abbas Gürer, Anadolu’ya Gebze-Kocaeli üzerinden geçmek için her türlü hazırlığı yapmış olduğunu anlatacaktı. Açıktı: Atatürk gemiyle Samsun’a gitmese Kocaeli’ne atla gidecekti. At bulamasa yayan gidecekti. Zira Mondros Anlaşması imzalanmış, Filistin cephesinden dönmüş, Şişli’deki evinde toplantı üstüne toplantı yapıyor, karargâh gibi harekat planlıyordu. Nihai bir toplantıda alınan kararlardan bir kısmı şöyleydi:

1- Ali Fuat Paşa'nın kumandanı olduğu 20. Kolordu karargâhı Ankara'ya taşınacak ve burası bir direniş merkezi yapılacaktır,


2- Mustafa Kemal' in bir görevle Anadolu'ya geçmesi için çalışılacaktır,


3- Kendisine ihtiyaç duyulduğu zaman, bir görev almamış olsa bile, Anadolu'ya geçecektir. (Ali Fuat Cebesoy, Milli Mücadele Hatıraları) Toplantılar ve görüşmeler sırasında Mustafa Kemal eğer bir göreve kendisini tayin ettiremezse Anadolu'ya en güvendiği bir kumandanın yanına gideceğini ve işe ilk oradan başlayacağını söyler. Ali Fuat Paşa



-Paşam, ben ve kolordum daima emrinizdedir, der. Mustafa Kemal yerinden kalkar, hararetle Ali Fuat Paşa'nın elini sıkar.

-Beraber çalışacağız Fuat, der." (Ali Fuat Cebesoy, Milli Mücadele Hatıraları, s 57)

Ama İstanbul’da 6 aylık lobi çalışmaları ve emekleri sonucunda, görevi kendisine önertti ve kendisinin yazdığı yetki ile Samsun’a göndertti.

Filistin’deki üstün başarıları nedeniyle Atatürk saray tarafından ödüllendirilmiş ve Padişah’ın Onursal Yaverliği unvanı verilmişti. (Alev Coşkun, Samsun’dan Önce Bilinmeyen 6 Ay, İşgal Hüzün Hazırlık, s 379) Kasım 1918 itibarı ile 38 yaşındaydı ve bu unvanla beraber Atatürk’ün bilinirliği şöyle idi;




*Lağvedilen Yıldırım Orduları Kumandanı

*İttihatçılara karşı

*Enver Paşa’nın Yükselmesini Kendisine Tehdit Olarak Gördüğü Kişi

*Almanlara karşı

*General & Paşa

*Padişah’ın Onursal Yaveri

*Çanakkale Kahramanı

*Libya’da İtalyanlara karşı başarılı milis mücadelesi yürüten kurmay subay ekibinin üyesi

*Doğu Anadolu’da muzaffer komutan

* Filistin’de orduları doğru ricat ve diğer savunma taktikleri ile başarılı bir şekilde kurtaran paşa

Mondros Mütarekesi ile gelen şeyin büyük yıkım olduğunu ve milletin bağımsızlığının gideceğini öngörüyordu. Saray ise bu öngörüye sahip değildi bu nedenle Atatürk’ün Padişah’tan yana hiçbir ümidi yoktu.


İNGİLİZ HİMAYESEVERLİĞİ…


Aslında Atatürk’ün bu öngörüsünün köklerini 1914’de yazdığı kitabında buluyoruz: Gerileme döneminden beri kaybettiğimiz, memleketimizin çok eski bölümlerinde İslamiyet’in ve Türklüğün adı ve izi bile kalmamıştır. Daha dün elimizden çıkardığımız Makedonyamızda İslam varlığı iler hayatının uğradığı ve uğramakta bulunduğu şiddetli darbeleri, daima kalp görümüzün önünde buunduralım. Devletimizin resmi dini olan İslamiyet Hristiyanlık dünyasının can düşmanı olduğundan ve Müslümanlar şimdi gelişmemiş halde bulunduklarından; Allah korusun bundan sonra karşılaşacağımız bir yenilgi, devletin ve Türk milletinin yok olması ve kökünden yıkılması demek olur.” (Atatürk,1914, Subay ve Komutan İle Söyleşi s,42)

Saray’ın politikalarını İngiliz himayeseverliği, galip devletlerin suyuna gitme politikası sarayın stratejilerini biçimlendiriyordu. Nitekim daha sonra İngiliz Muhipleri Cemiyetini kurup üyesi de olacaklardı. Atatürk Vahdettin’den hiç umutlu değildi;


Nutuk’taki şu ifadeler kendisine aittir;

*...Saltanat, Hilâfet makamında oturan Vahdettin soysuzlaşmış, şahsını ve bir de tahtını koruyabileceğini hayal ettiği alçakça tedbirler araştırmakta...( Nutuk, M.Kemal Atatürk, Atatürk'ün Doğumunun 100. Yılını Kutlama Koordinasyon Kurulu, Tek Basım, S.1)



*...Vahdettin’in emellerine hizmet için..( a.g.e., S.140)

*...O da devlet başkanlığı makamını kirletmekte olan hain Vahdettin idi...( a.g.e., S.143)

*...Vahdettin’in Sadrazamı, Kuva-yı Millîye’yi dağıtmayı hedef alan bütün teşebbüslerin tarihî sorumluluğunu düşünmek istemiyor muydu? (a.g.e., S.143)

* Efendiler, Ahmet İzzet Paşa, ekmeği ve nimeti ile yetiştiği Türk Milletinin içinde kalarak, ona en acı ve kara günlerinde hizmet etmeyi, Vahdettin’in hizmetinde olmaya tercih edememişti.( a.g.e., S.239)

*...düşmanların elinde oyuncak olan Vahdettin’in hâkimiyetini sağlamaya,...( a.g.e., S.376)


TEVFİK PAŞA, VAHDETTİN


* Daha önce bilginize sunmuştum ki, saltanatın kaldırılması, Lozan Konferansı‘na İstanbul’dan da bir delegeler heyetinin davet edilmesi ve İstanbul’un yani Vahdettin, Tevfik Paşa ve arkadaşlarının da böyle bir daveti, Türk Milletinin büyük emeklerle, fedakarlıklarla elde ettiği kazançları küçültmek, belki de anlamsız kılmak pahasına da olsa, kabul etmelerinden ileri gelmişti.( a.g.e., S. 420)

*Bütün çıkarlarını yalnız kirli bir tahtın çürümüş çökmüş ayaklarına sarılmakta gören, Tevfik Paşa ve benzeri paşalardan kurulu Vahdettin Hükûmetinin, gizli maksatlarını ne olursa olsun kabul ettirmekten başka hiçbir şeyle uğraşmadıkları anlaşılıyordu. (a.g.e., S. 420)

*O zaman, Saltanat’ı atadan oğula geçirmek gibi yanlış bir şeklin sonucu olarak, büyük bir makam, tantanalı bir unvan kazanabilmiş bir sefilin, gururu çok yüksek asil bir milleti nasıl utanılacak bir duruma düşürebileceği kendiliğinden anlaşılır.

* Gerçekten de, her ne sebeple ve ne şekilde olursa olsun, Vahdettin gibi hürriyetini ve hayatını milleti içinde tehlikede görebilecek kadar âdi bir yaratığın, bir dakika bile olsa, bir milletin başında olduğunu düşünmek ne hazindir! Şükre değer bir durumdur ki, bu alçak, mirasına konduğu Saltanat makamından millet tarafından atıldıktan sonra, alçaklığını sonuna kadar getirmiş oluyor. Türk milletinin bu işte önce davranması elbette takdire değer.( a.g.e., S. 423)


Ne yerim dar deyip yazıyı kırpmalı, ne de kırpmamak için sayfa işgal etmeli.

Atatürk’ün Sarayı, Hükümeti, İngiliz Komiserliğini punduna getirip yetkilerini nasıl genişlettiğini ve kendi ifadesi ile heyecandan dudağını ısırtan bu yetkiyi nasıl kopardığını bir sonraki yazıda kaleme alacağım…

18 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
bottom of page