top of page
  • TELKİN DERGİSİ

KARABAĞ'DA TALAN VAR / YUSUF ILGAR AYDIN / SAYI: 3

Karabağ; kuzeyde Gence’ ye, güneyde Sınık Köprüsü’ne, doğuda Kür Çayı’na, batıda Karabağ Dağları’na uzanan bir bölgedir. Dağlarının yamaçları yoğun olarak meşe, gürgen ve kayın ağaçlarıyla vadileri ise üzüm bağları ve meyve bahçeleriyle süslenmiştir. Romalıların, Sasanilerin, Bizans’ın ve Dört Halife Döneminin hâkimiyet sürdüğü bu bölgeye tarihte birçok farklı isim verilmiştir. Fakat 11. yüzyılda Büyük Selçukluların bölgede hâkimiyet kurmasının ardından gelen Oğuz göçüyle Karabağ adını almıştır.

İran’ın Türkiye’nin Ermenistan’ın ve Azerbaycan’ın ortasında kalan bu bölge Güney Kafkasya’yı kontrol altında tutmak için önemli bir bölgedir. Özellikle son iki asırdır Karabağ’daki toprak anlaşmazlığı bir nihayete ulaşamamıştır ve bugün Azerbaycan’a ait Karabağ toprakları ve çevresindeki 7 reyon (il) Ermeni işgali altındadır.





‘‘Ak Gerdana Saldıran Var’’

Karabağ üzerindeki ilk siyasî baskı 1783 yılında Rusya’nın Gürcistan’ı kontrol altına almasıyla hissedilmiştir. Rusların zaman içerisinde Kafkasya’ya ağırlık vermesiyle İran- Rus Savaşları (1804- 1813) patlak vermiş ve ardından Rusların hem İran’la hem de Nadir Şah’ın ölümünden sonra Azerbaycan’da kurulan hanlıklarıyla yaptığı savaşların neticesinde yapılan Gülistan Anlaşmasıyla Karabağ, Ruslara bırakılmıştı. Aynı dönemde Ruslar tarafından tertiplenen nüfus sayımlarında 1810 yılında 5000 ailenin yaşadığı Karabağ’da 1823 yılında 18500 ailenin yaşadığı görülmüştür. Buradaki nüfusun üçte birinin Ermeni olduğu da bildirilmiştir.1 13 yıl içerisinde nüfusun neredeyse dört katına çıkmasını, Karabağ’daki, demografik sorunların

başlangıcı olarak ele alabiliriz.

19. yüzyılın sonlarında 20. yüzyılın başlarında Rusya’da çarlık karşıtı eylemler başlamasıyla, bölgede hâkim olan kargaşa ve uzun yıllar devam etmekte olan düzensiz nüfus değişimleri, Türkler ve Ermeniler arasında çatışmaları doğurmuştur. Aslında çatışmaların diğer bir sebebi de tam da bu dönemde artan Ermeni terörü faaliyetleridir. Bahsi geçen dönemde Hınçak, Taşnaksutyun gibi terör örgütleri kurulmuş ve Balkanlardan Kafkasya’ya kadar geniş bir sahada eylemlerini gerçekleştirmişlerdir. Devlet Arşivleri Resmi İnternet Sitesindeki Karabağ ile ilgili belgeler incelendiğinde, 1890- 1917 yılları arasında Ermenilerin bölgeye yaptığı saldırılar hakkında bilgi sahibi olabiliyoruz. Sözgelimi, 5 Şubat 1906’da Tiflis’ten gönderilerin bir telgrafta; Ermenilerin Şuşa’daki (Karabağ’ın merkezinde bulunan bir şehir) Türk köylerine erzak giriş çıkışlarına mani oldukları için açlıktan ölen Türklerle ve yağmalanan Türk köyleriyle ilgili detaylı bilgi verilmektedir.


‘‘Çek Bayraktar Bayrağın’’


1917 Bolşevik İhtilali’nin ardından çatışmalar yeniden başlar. 1920’de, SSCB’nin işgaline kadar Azerbaycan ve Ermenistan’da bağımsız hükümetler kurulmuştu. 1917- 1920 yılları arasındaki süreci Devlet Arşivlerinde paylaşılan belgelerden gözlemlemek mümkündür. Özellikle Sovyet işgalinin hemen öncesinde çatışmaların hızlandığı görülmektedir. Ermeni çetelerinin Karabağ’da gerçekleştirdiği eylemler hakkında bilgi veren birçok telgrafa ulaşmak mümkündür. Bunların içerisinde işgalin gerçekleştiği 1920 Mayıs ayında çekilen bir telgraf dikkat çekmektedir. Şuşa Devrimci Komite Başkanı, Karabağ’daki Taşnak çetelerine karşı acilen tedbir alınması gerektiğini söylüyordu.

1920’de Güney Kafkasya’da kontrolü tamamen ele geçiren Sovyetler Birliği, etnik azınlıklara göre oluşturduğu idari birimleri burada da kullanır. 1999 yılında CIA tarafından hazırlanan Kafkasya raporunda, 1923’te Karabağ’ın Azerbaycan toprakları içerisinde bulunan sözde Ermeni azınlık bölgesi ilan edilmesine giden süreç hakkında verilen bir bilgiye göre; Karabağ ve Nahcivan’ın önce Ermenistan’a bağlandığı fakat Türkiye’nin sınırında bu büyüklükte bir Ermeni devleti istememesinden dolayı Sovyetler, Ermenistan’ı küçültme yoluna gitti.

1960’ların ortalarında Karabağ’daki Ermeni gruplar arasında Ermenistan’a bağlanma talepleri doğmaya başlar. İlerleyen yıllarda Ermeniler bu istekleri doğrultusunda çeşitli eylem kararları alacaklardır. Alınan kararların ardından önce Ermenistan’da yaşayan Türkler göçe zorlanmış ve daha sonra Karabağ’ın Ermenistan’ ait olduğu iddia edilip bölgenin Ermenistan’ bağlanması talep edildi. Ermenistan’ın bu talebi önce Azerbaycan daha sonra Sovyetler tarafından reddedildi. Bölgede gitgide azalan Türk nüfusu burada dikkat çekmektedir. 1800’lü yılların başında yapılan sayımlarda Ermeni nüfusunun bölge nüfusuna oranın üçte biri olduğunu yazmıştık.

1989 yılına geldiğimizde Ermeni nüfusu bölge nüfusunun yüzde 70’ini oluşturuyordu. Karabağ’da bir asır içerisinde nüfus oranlarının tersine dönmesini Rusların zorunlu göç politikalarına bağlayabiliriz. Ermenistan’a bağlanma talebinin reddedilmesinin ardından şiddet eylemleri başlamıştır. Karabağ sorununun çok eskilere dayandığını söyleyebilsek de 1988 yılındaki bağlanma kararının reddi ardından doğan şiddet eylemleri sorunun ana başlangıç noktalarından olmuştur. Azerbaycan’ı Karabağ’a bağlayan yollara mayın döşenmiş ve Türkler baskı altına alınmıştır.

Şiddet olayları artarak devam ederken Azerbaycan’da Türkler örgütlenmeye başlamışlardı. Ebulfez Elçibey’in liderliğinde Azerbaycan Halk Cephesi Milli Savunma Komitesi kuruldu. Halk Cephesi hem hukuksuzlukla mücadele ediyor hem de Azerbaycan’ın geleceğini planlıyordu. Türkler, ‘‘Bağımsız ve müstakil bir Azerbaycan’’ için harekete geçmişlerdi. Kısa bir zaman sonra Sovyetler Birliği dağılmış ve eskiden SSCB’ye bağlı olan bu iki cumhuriyet bağımsızlıklarını kazanarak resmi anlamda savaşmaya başlamışlardır.

‘‘Gözü Yolda Kalan Var’’

30 Ağustos 1991’de bağımsızlığını ilan eden Azerbaycan’ın en önemli sorunu Karabağ oldu. Bağımsızlığının üzerinden bir hafta bile geçmeden Karabağ’daki azınlık bölgesi Azerbaycan’a bağlı olmadığını açıkladı. Azerbaycan, Ekim ayında anayasasını Kasım ayında ise Karabağ’ın özerk yapısının kaldırılma kararını kabul etti. Aralık ayında Sovyet birlikleri geri çekilirken bölgede yasadışı bir seçim tertip ediliyordu. Karabağ’ın Azerbaycan’dan ayrılması için yapılan bu sözde seçimlerde ayrılığı destekleyenlerin oy oranının %99 olduğu açıklandı. Azerbaycan tarafından kabul edilmeyen bu seçimlerin ardından Ermenistan bölgedeki askeri varlığını arttırmıştı. 1992 Ocak ayında Sözde Karabağ yönetimi Azerbaycan’dan bağımsız olduklarını açıkladı. Ermenilerle dönem dönem yaşanan çatışmaların topyekûn bir savaşa dönüşmesi bu dönemde başlar. Ermeniler girdikleri yerleşkelerde yağmaya başlamış, sonucunda binlerce Türk’ün ölümüne ve bulundukları bölgelerden göç etmelerine sebep olmuşlardır. Özellikle 25 Şubat 1992’de Hankendi’ye yaklaşık 10 km uzaklıkta bulunan Hocalı kasabasında

Ermeni mezaliminin en acı örneklerinden biri yaşanmıştı. 7000 kişinin yaşadığı Hocalı ’ya üç koldan saldırılmış, 63’ü çocuk 613 Türk acımasızca katledilmişti.

Savaş sırasında Dağlık Karabağ (tartışmalı özerk yönetimin bölgesi) dışında onu çevreleyen 7 il de işgal edildi. İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün raporuna göre, 1988- 1994 yılları arasında 800,000’e yakın Türk yerinden edildi. 5 Mayıs 1994’te Rusya’nın ara buluculuğuyla imzalanan ateşkes anlaşmasının ardından mevcut durum incelendiğinde bölgede neredeyse hiç Türk’ün kalmadığı ve çatışmalardan önce var olan birçok yerleşkelerin yok olduğu görülmüştür.

Ateşkesin ardından müzakereler Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatına (AGİT) bağlı Minsk Grubu aracılığıyla sürdürülmüştür. Grubun üç eş başkanı olan Fransa, ABD ve Rusya tarafından iki ülkeye de tavsiyelerde bulunulmuştur. 10 Temmuz 2009’da Minsk Grubunu görüşmelerin devam edebilmesi için 6 ilkeyi ortaya koymuş fakat bu ilkeler istenilen etkiyi yaratamamıştır. Bu ilkeler;

1. Karabağ’ın güvenliğini ve özyönetimini garanti altına alabilmek için bölgede geçici bir statü oluşturmak, 2. Dağlık Karabağ’ın sınırları dışında kalan 7 bölgenin Azerbaycan’a iadesini gerçekleştirmek, 3. Ermenistan’ı ve Dağlık Karabağ’ı birbirine bağlayan bir güzergâh oluşturmak, 4. Dağlık Karabağ’ın nihai ve meşru statüsünü sağlamak, 5. Evlerini terk etmek zorunda kalanların bölgeye geri yerleştirilmesi için uygun ortamı yaratmak, 6. Tarafların birbirlerine barış ortamını koruyabilmeleri için garanti vermeleri.

Minsk Grubunun ilerleyen yıllarda da üzerinde duracağı bu 6 ilke hem Azerbaycan hem de Ermenistan tarafından reddedilmiştir. Zaten 1992 Temmuz ayında Ermenistan geri adım atmayacağını bildirmişti. Minsk Grubu aracılığıyla devam eden müzakereler de 2010 yılında hız kaybetti. Ara ara sınır hattında çatışmalar devam ederken 1-5 Nisan 2016 tarihleri arasında Ermenistan’ın ateşkesi bozmasıyla birlikte çatışmalar yeniden şiddetlenmiştir.

2016 Nisan ayında yaşanan çatışmalarda çelişen açıklamalar olsa da Ermenistan’ın çok sayıda asker ve toprak kaybettiği biliniyor. Bu yazının neşredildiği 2020 yılında Ermenistan- Azerbaycan sınır hattında çatışmalar devam ediyor. Öyle ki Azerbaycan Savunma Bakanlığı, cephede yaşanan ateşkes ihlallerini günlük olarak paylaşmaktadır.

2 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
bottom of page