• TELKİN DERGİSİ

Kadın Hakları ve Türk Milliyetçiliği / Oğuzhan Kaycıoğlu

Gerçek bir Türk milliyetçisi, büyük bir kadın hakları savunucusudur. Evet, bundan o kadar eminim ki böyle iddialı ve kesin sözlerle başlıyorum yazıma. Tarihsel gerçeklikler, edebi ve siyasi yaşantımız bugün olması gereken çizgimizin bu olduğunu bizlere gösteriyor. Tüm bunların dışında şunu belirlememiz gerekir: Kadın haklarına neden ihtiyacımız var? Bilindiği üzere ortada bir insan hakları vardır ve bu haklar tüm insanları kapsamaktadır. Ülkemizde de vatandaşların temel hak ve hürriyetleri vardır ve bütün vatandaşları kapsamaktadır fakat burada önemli olan bu haklar kadınları kapsamıyor mu da biz ayrı bir haklar silsilesi yaratmak zorunda kalıyoruz.


Anayasamızda 10. Madde 1. Fıkra şöyle söyler:

Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

2. fıkra ise şöyle devam eder:

Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir.

Peki kanun koyucu neden bunu bir kez daha belirtme ihtiyacı duymuştur? 1. fıkradaki eşitlik işe yaramamış mıdır acaba? Hukukun bazı dallarında bu tür cinsiyet ayrımlarını görmek mümkündür, onlar olması gereken birtakım ayrımlardır. Aile hukuku veya iş hukuku buna bir örnektir. Ancak Anayasa, bu tür ayrımları barındırmak yerine Türk vatandaşlarına özel olmalıdır çünkü her vatandaş kanun önünde eşittir.


Kadınlar, özellikle ülkemizdeki ataerkil yapıya ve sonradan çıkma törelere maalesef kurban gitmiştir. Tarihsel ve edebi boyutta Türk kadını büyük roller üstlenmiş; sosyal, kültürel ve hatta gerektiğinde siyasal alanda bir erkekle aynı rolleri paylaşmıştır. Bunun en büyük sebeplerinden bir tanesi, Türk milletinin bireylerden çok millet kavramıyla politika yürütmesidir. Kadın-erkek veya başka türlü ayrımlar yapmak yerine direkt Türk milleti olarak bütünleşmiştir. En basit düzeyde, modern feminist hareket ilk başarısını gösterdiğinde Yeni Zelanda kadınlara seçme ve seçilme hakkını 1893’te verilmiştir. Ancak tarihe baktığımızda zaten kadına kurultayda görev veren bir millet gözüküyor. Feminist dalganın Avrupa’daki başarılarından bir tanesi de kadınlara vakıf kurma ve derneklerde görev alma yetkisi olmuştur. Fakat Türk kadını zaten 1000’li yıllarda Anadolu’da vakıflar kurmuş sosyal hayatın içinde bizzat yer almıştır. Bu tür kadın hareketlerinin Avrupa’da başlaması bunların bir göstergesi olabilir. Günümüze doğru geldikçe durum içler acısı olmuştur. Türk kadını tarihteki rolünden şaşmış ve şaşırtılmıştır. Türk kadınını eskiden bulunduğu konuma getirmeli ve bunu da kadın haklarını korumak ve savunmakla yapabiliriz. Peki bunu nasıl başarabiliriz?



Feminizm gibi dış kaynaklı bir fikir sistemi bu savunmayı gerçekleştiremez. Türk milleti için zararlıdır. Modern feminizmin ikinci dalgasına baktığımızda “bireysellik” olgusuyla karşı karşıya geliriz: toplumdan soyutlanmış kültürünü kaybetmiş bir birey. Bu sistem, millet kavramını yok etmek isteyen küreselciler ve materyalistler için tam bir yatırım kaynağıdır. Türkiye’de köklü, etkili ve bilinçli bir feminist güruh görmek çok zordur. Ülkemizdeki feminist oluşumlara baktığımızda birçoğu terörist yanlısı sahte bir paravandan başka bir şey değildir. PKK’nın ve benzeri sol terör örgütlerinin yıllardır yaptığı kadın ve çocuk istismarını görmezden geliyorlar, ne zaman bir kadın öldürülse failinin siyasi akımını eleştirip suçu siyasi akımlara yıkıyorlar fakat eğer kendi tarafındaysa bu fail sadece susmayı biliyorlar.



Ne yazık ki birçok genç kızımız bu paravana aldanıyor. Peki bu gençlere ne mi yapıyorlar? Terör eylemlerine teşvik ediyor, onları kendi amaçları için kullanıyorlar. Amaçları ise kadın haklarını korumak değil, onların birçoğu bir kadın cinayeti veya taciz haberi çıksa da ortalığı karıştırsak diye bekliyorlar. Birçoğu belli sol terör örgütlerinin maskesi olmuş durumda.


Türkiye Cumhuriyeti’nde kadın haklarını koruma ve savunma görevi bizim üzerimize yani Türk milliyetçilerinin üzerine düşmüştür. Gazi Hazretleri’nin dediği gibi "Ey kahraman Türk kadını! Sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın." Burada bahsedilen kadınları yükseltecek şey erkekler değildir yine Türk kadının kendisidir. Çünkü Türk kadını biliyor ki onlar birilerinin koruması altında değildir, onlar hürdür. H. Nihal Atsız’ın dediği gibi “Tek bir kadın değilsin sen... Sen bir ocaksın” düsturuna vâkıftır.


Biz de biliyoruz ki onlar ocak dediğimiz bu vatan topraklarının ta kendisidir. Burada Türk milliyetçileri kadın-erkek ayırt etmeksizin Türk kadının tarihteki rolü ve etkileri üzerine bilinçlenmelidir. Türk kadınına damarındaki asil kanla neler yapabileceği gösterilmelidir. Türk erkeğinin bakış açısı ve düsturu şekillendirilmelidir. İstanbul Sözleşmesi gibi hukuki temeller üzerine kurulu kadın hakları savunulmalı ve toplum hayatına yansıtılması teşvik edilmelidir. Kadın-erkek ayırt etmeden Türk milleti olarak yek bir vücut olunmalıdır. Ülkemizde ne yazık ki kaybolan bu algıyı yeniden yerleştirmek Türk milliyetçilerinin kadın-erkek ayırt etmeksizin büyük bir görevidir. Türk milliyetçileri onların tek bir kadın değil bir ocak olduğunu ve tarihteki yerlerini unutmadan hareket edecektir. Bütün beyinlere Türklük şuuru yerleştiği gün Türk kadını omuzların üstünde olacaktır. O zaman Türk kadını bu vatan toprağında huzur içinde ve rahatlıkla yaşayabilecektir. Türk milliyetçileri vatan dediği bu toprakta Türk milleti huzurla refahla yaşayana kadar mücadelesinden vazgeçmeyecektir. Kısacası Türk milliyetçileri bu diyardan giden değil bu deveyi güden kişidir.


Tanrı Türk milletini korusun ve yüceltsin.


8 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör