• TELKİN DERGİSİ

Her Şeyi Unutun / Yunus Emre Ilıca

Kişiler; mensubu, idarecisi, yetkilisi oldukları siyasi partilerin ideolojik konumlandırmalarını ifade ederken birçok tanımlamadan, kategorilerden, siyasi yelpaze içindeki gruplandırmalardan yararlanırlar. Bir an için tüm bu betimlemelerin, açıklamaların gerçekleri yansıtmadığını, o siyasi partiye oy verme potansiyeli bulunan kişilerin bilmek, duymak istedikleri söylemler olduklarını düşünelim.

Siyasilerin, kendileri ve partileri hakkındaki beyanatlarında barındırdıkları cümlelerin kendilerini veya mensubu oldukları partiyi yansıtmadığını, halkın elindeki tek ve en değerli hazine olan “oy” için söylendiğini, halkın kendilerini görmek istediği şekilde kendilerini tanımlandırdıklarını var sayalım.


Bu durumda tanımlandırmalar ve kategorizasyon sistemleri siyasilerin işini kolaylaştıran yegane unsur olacaktır. Siyasi yelpazenin herhangi bir konumunun getireceği faydalardan, iyiliklerden, sorumluluklardan bahsetmek ve üretmek için planlamaktansa, o konumun göstergesi olan söylemlerden, sembollerden bahsederek üretmeden tüketmek daha kolay, halk dilinde anlaşılır ve kitleleri sürükleyici etkiler yaratabilen bir eylemdir.


Bu durumda açıkça ifade edebiliriz ki; tanımlandırmalar ve kategorizasyon sistemleri siyasiler için işleri kolaylaştıran, iktidar mücadelesinde kırılma noktaları yaratabilen bir yer alış ve konuşlanma alanları iken, vatandaşlar için oldukça yanıltıcı, suistimal edilmeye müsait, basitliğinden dolayı şüphe uyandırmayan, kapsayıcı olmayan, bölücü ve yumuşak karın denilebilecek bir düşünüş biçimidir.



Tüm bunlar düşünüldüğünde yeni bir varsayım daha ortaya koyalım ve “Tanımlandırmalar ve kategorizasyon sistemleri halkın zararınadır.” diyelim. Bu imge zihnimde ilk kez yer bulduğunda ilk olarak eğitim sistemi ve öğretim biçimleri dikkat çekici bir şekilde ön plana çıktı ve kendini yeniden tasarlama gerekliliğini gösterdi. Tanımlandırma ve kategorizasyon sistemlerinden vazgeçmek; yüzlerce belki binlerce yıllık öğretim biçimlerini, formal sistemleri yenilemek anlamına geliyordu. Yeni bir varsayıma daha ihtiyaç vardı.


Mevcut akademik öğretim sistemlerinde sırasıyla ana başlık, ara başlık, alt başlık, konu içeriği şeklinde ilerleyen ders işleme biçimlerinden vazgeçerek; sınav sistemlerinde bir olayın, olgunun, düşüncenin, bir şiirin, bir mimâri yapının mevcudiyetine kimin sebep olduğunu, hangi kategorik kuşağın, çağın, tarihin ürünü olduğunu vb. soruları unutmak gerekliydi. Sorunun içeriğinde yer alan ana unsur olan “şey”in kendisi dışında kalan tanımlandırma ve kategorik yaklaşımlardan uzaklaşarak o “şey”in kendisinden bahsetmek gerekliydi. Örnek vermek gerekliyse Roma İmparatoru Augustus’un Antonius ve Lepidus ile birlikte kurduğu üçlü yönetim biçiminin adının “triumvirlik” olup olmadığını değil, bu yapının faydalarını, zararlarını, doğruluğunu, yanlışlığını düşünmek; öğretmek, sormak gerekliydi.


Özetle denilmesi gereken şudur: Bütün tanımlandırmalar, kategorik sistemler geçerliliğini kaybetmiştir. Var olan veya gelecekte var olacak olan bütün olay, olgu, durum, düşünce vb. gerçek veya gerçeküstü “şey” ler; iyi, kötü, doğru, yanlış, az, çok, faydalı, zararlı vb. sıfatlar üzerinden düşünülecek, tartışılacak, ortak kanaate varılmak zorunda olunmasa da öğretim biçimlerinde bu şekilde ucu açık, yorumlanmaya müsait tartışmalar olarak yer alacaktır.


Sanırım ancak bu şekilde öğrencilerin zihinleri 2000 yıl öncenin felsefi dayanaklarından arındırılarak yeni yaklaşım biçimleri ve türevleri üretebilir.

15 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör