• TELKİN DERGİSİ

Hedef: Şuurlu Bir Türk Gençliği / Atilla Altınöz

Yazıma başlamadan önce Telkin Dergi ailesi olarak bir yıldır sizlerle birlikte olmanın haklı gururunu yaşamakta olduğumuzu belirtmek isterim. Tamamen gençlerden oluşan bir kadro ile 23 Nisan 2020 tarihinden bu yana elimizden geldiğince milletimize hizmet etmekteyiz ve bu süreç içerisinde dergimizin yayımlanmasında emeği geçen herkese teşekkürü borç biliriz. Konumuza dönersek, bu yazıda bize göre Türk gençliğinin nasıl bir yapıda olması gerektiğini inceleyeceğiz.



Öncelikle Türk gençliğinin hâline bakmamız gerekir. Maalesef bizim de içinde bulunduğumuz Z kuşağı, milenyum çocukları veya her ne derseniz deyin bu yeni nesil hiç de iyiye giden bir yolda değil. Sorunun kaynağına inmeden evvel şunu belirtmek isterim: Bu durum yalnızca Türkiye ve Türk devletleri için değil, tüm dünya için önemli bir sorun teşkil etmektedir. Disiplinli milletler olarak bildiğimiz, Avrupalı devletlerde bile genç kuşağın başarılı olduğunu ifade etmek oldukça güçtür. Ancak hem önceki nesillerinin çalışkan olması hem de bize göre daha çok okuyor ve çalışıyor olmaları neticesinde akademik, siyasî ve ekonomik olarak bizden ilerideler. Bu durumu tersine çevirmek de ancak biz genç neslin büyük çabası sonucunda gerçekleşebilecektir. Sorunumuza dönmemiz gerekirse yukarıda da bahsettiğim gibi sorunun temeli, okumamamız ve çok çalışmamamız. Telkin Dergisi olarak kurulduğumuz günden beri milletimize bu iki özelliği kazandırmak için çabaladık. Çalışkanlık esasen Anadolu’nun karakteristik özelliği olsa da şehirlere gerçekleşen göçler neticesinde bu vasfımızı da yavaş yavaş kaybetmeye başladık. Günümüz insanını tembelleştiren bir diğer unsursa teknolojinin kötüye kullanılması ve hazıra alıştırmasıdır. Burada devreye girmesi gereken unsur “eğitim” olmalıdır. Planlı bir eğitim sistemi ile çağın getirisi olan teknolojinin nasıl kullanılması gerektiğini ve teknolojiden yararlanırken nelere dikkat etmemiz gerektiğini gençlerimize maalesef aşılayamadık. Yani okumadığımız için çalışkanlık özelliğimizi de yitirmeye başladık.



Diğer yandan yaptığımız bir diğer hata da gezmemektir. İlber Ortaylı hocamızın dediği gibi öğrenmenin bir diğer yolu gezmektir. Ancak boş gezmemek şartıyla. İlber Hoca bu bağlamda, gezdiğimiz yerleri araştırmalı, tarihini öğrenmeli, sosyolojik yapısı ile ilgili analizler yapılması gerektiğini savunur. Gezmek geniş boyutta düşünülse bile bunu en mikroya indirmeli, şehir içinde gittiğimiz bir yer hakkında bile öğrenebileceklerimizin çoğunu öğrenmeliyiz. Genç bireyler olarak bilgiye aç olmalı, merak duygusunu doruklarda yaşamalıyız. Aksi takdirde sıradan bir milletin sıradan çocukları olarak dünyaya hiçbir iz bırakamadan yok olup gideriz. Şairin de dediği gibi “otobüsü kaçırmış bir milletin çocukları” olmak istemiyorsak, Ulu Önder Atatürk’ün “Millî kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız.” sözünü anımsamalı, deyim yerindeyse artık kendi otobüsümüzü inşa etmeliyiz.



Peki çağın ilerisinde olmak için neler yapmalıyız?


Biz çok okumanın ve çok çalışmanın da başlı başına yeterli olmayacağını düşünüyoruz. Bunları yaparak ancak muasır medeniyetler seviyesine ulaşmış oluruz. Akademik, siyasî ve ekonomik olarak çağın ilerisinde olmak isteyen azimli Türk gençleri olarak parolanın “birlik olmak” olduğunu düşünüyoruz. Birlik olmayı ise sadece Türkiye Cumhuriyeti içerisinde yaşayan gençler olarak algılamak yanlıştır. Muhatabımız dünyanın dört bir yanında yaşayan tüm Türk gençleridir ve buna diğer Türk devletleri de dahildir. Tarih bize toplumumuzun kenetlendiği ölçüde başarılı olduğunu göstermiştir. Bu yüzden küçük olaylar yüzünden toplumdaki kutuplaşmayı en aza indirmek yapmamız gereken ilk iş olmalıdır. Ancak bu şekilde Ulu Önder Atatürk’ün “Yüksel Türk! Senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur.” sözlerine nail olabiliriz. Eğer çok çalışan, çok okuyan ve birlik olmayı başarabilmiş bir nesil oluşturabilirsek akademik, siyasal ve ekonomik başarı da kendiliğinden gelecektir.



Benim içimi burkan bir diğer mesele de gençlerimizin, kurtuluşu başka ülkelerde yaşam kurmakta görmeleridir. Bu sebepten ötürü genç nesle kızmak yapılabilecekler arasında en basit olandır. Milletini ve özellikle de bu milletin gençlerini seven ve düşünen bireyler olarak vatandaşlarımıza daha refah şartlar sunmak hepimizin en önemli vazifesidir. Bu mesele içerisinde birbirinin zıttı olan iki önemli yanılgı vardır: İlki devletten ümidi kesip, ülkeyi terk etme düşüncesidir. Bu kolay olan yoldur. Herkes kendisini kurtarma düşüncesi ile hareket ederse torunlarımıza bırakacak bir devletimiz olmayacaktır. Bu noktada eklemek istediğim iki önemli söz var: İlki merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun “Ben Türk'üm Türk devletsiz olmaz.” sözüdür ve duruşumuzu apaçık bir biçimde göstermektedir. İkincisi Ulu Önder Atatürk’ün “Eğer ülkeni kurtaracak bir lider beklemekteysen, ben size hiçbir şey öğretememişim demektir.” sözüdür. Atatürk’ün bu sözü üzerinde biraz durmak istiyorum. Cümleyi detaylı bir şekilde analiz ettiğimizde Atatürk’ün her Türk gencini potansiyel olarak ülkeyi idare edebilecek niteliklere sahip olduğunu, bunu ortaya çıkarmanın da yine kişinin kendi elinde olduğunu anlatmaya çalıştığını göreceğiz. Bunun yolu da yine çok okumak ve çok çalışmaktan başka bir şey değildir. Belki sizlere göre abartı bir düşünce olarak gelecektir ancak şu an fikirlerin savaştığı bir “kurtuluş savaşı” içerisinde olduğumuzu düşünmekteyim. Eğer bu savaşı kaybedersek önce dilimizi ve tarihimizi ardından da ülkemizi ve kimliğimizi kaybedeceğiz.


Biz bir avuç üniversite öğrencisi olarak Ankara’da Telkin Dergisi’nin fikirlerini inşa ettik. Bugün ise tam bir yıldan beri Türk milletinin kimliğini kaybetmemesi ve her zaman hak ettiği refaha ulaşabilmesi için siz değerli okuyucularımıza haykırıyoruz. Bu bir yıl içerisinde tam 12 sayı ve yüzden fazla yazı yazarak büyük Türk milletine hizmet ettik. Bilmenizi isteriz ki Telkin Dergisi asla misyonuna ulaşamayacaktır çünkü bizler için “yükselmenin hududu yoktur!”

20 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör