top of page
  • TELKİN DERGİSİ

Fırat Kalkanı Harekâtı Üzerine / Doğukan Bağçeci

2011 senesinde Suriye’nin güneyinde bulunan Deraa kentinin halkı, Arap Baharı’nın da etkisiyle senelerdir içlerinde sakladıkları Baas nefretini ve özgürlük arzusunu meydanlarda haykırmaya başlamıştı. Deraa kentinde güvenlik güçlerinin yaptığı sert ve orantısız müdahaleler nedeniyle halk bölge aşiretlerinin de desteğiyle silahlanmış ve hükümet güçlerine karşı bir direniş başlatılmıştı. Deraa’nın meydanlarında başlayan barışçıl protestolar bir anda Suriye’nin her yerinde açılan yeni cephelerle bir iç savaşa dönüşmüştü.

Bu sırada Suriye topraklarında oluşan otorite boşluğundan faydalanan terörist gruplar gerek komşu ülkelerden gelerek gerekse ülke içerisinde kurularak toprakları rejim güçlerinden birer birer almaya başlamıştı. Bu durum Suriye ile 911 km’lik kara sınırına sahip olan Türkiye için büyük bir sorun teşkil etmekteydi. Bu kadar uzun bir sınır hattının neredeyse tamamının terör örgütleri tarafından kontrol ediliyor olması her türlü kaçakçılık faaliyetini ve kontrolsüz bir mülteci akınını beraberinde getirmekle kalmayacak, ülke içinde büyük bir militan trafiği yaratacaktı. Keza Türkiye içerisinde DAEŞ’e katılmak için Japonya’dan gelen insanlar bile yakalanmıştı.



İsrail’in, dolayısıyla Amerika Birleşik Devletleri’nin Orta Doğu’da güçlenmesini istemeyen ve Doğu Akdeniz’de güvenilir deniz üslerine sahip olmak isteyen Rusya ise Orta Doğu’daki en güçlü müttefiki İran’ın yanında savaşa katıldı. Rusya’nın Esed güçlerine sahada da yardım etmeye başlamasıyla birlikte Rejim uzun zaman sonra rahat bir nefes almıştı. Bunun yanında PKK/PYD, Amerika’nın da desteği ile Kuzeydoğu Suriye ve Kuzeybatı Suriye’deki sözde kantonlarını birleştirmek amacıyla DAEŞ’in elinde bulunan topraklara Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya’nın havadan desteğini alarak saldırılar düzenliyordu. PYD/PKK’nın kontrolündeki topraklardan çıkan petrolü ucuza satın almak, Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri isimli iki devi, PKK/PYD’ye yardım etmesi için motive ediyordu.



Suriye’nin kuzeyinde, Fırat’ın doğusunda fiili bir devlet kuran PKK/PYD kuvvetleri, buğday fiyatlarından karayollarının kullanım yetkisine kadar her şeyi denetim altında tutuyor. Bir yandan da dünyanın korkulu rüyası haline gelen ve bütün ülkelere karşı cihat ilan eden DAEŞ ile sözde kantonlarını birleştirmek amacı ile savaşıp dünyaya kendilerini şirin gösteriyordu.


Bütün bunlar olurken Türkiye’de ordu içerisine yerleşmesine senelerce göz yumulmuş olan dinci yapı FETÖ’nün 15 Temmuz 2016 günü başlattığı darbe girişimi sonuçsuz bırakılıyor ve ordu içerisindeki bu yapının temizliği hız kazanıyordu. Balyoz, Ergenekon ve Askerî Casusluk davaları gibi kumpaslarla bu ülkenin evlatlarını ordudan tasfiye eden zihniyet, oluşan bu personel eksikliğini kendi müritleri ile doldurmuştu. Ordunun yapısını baştan sona olumsuz bir şekilde etkileyen bu durum, 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen askerî darbe girişimi ile daha da derinleşmişti.



Tam da o dönemde PKK/PYD’nin aylardır sürdürdüğü ve Menbiç’i DAEŞ terör örgütünden geri almayı amaçlayan harekât başarılı olmuştu. Bu harekâtın Türkiye için belki de en önemli sonucu PKK/PYD’nin Fırat Nehri’nin doğusuna geçerek sözde kantonlarını birleştirmek için çok önemli bir hamle yapmış olmasıydı. Türkiye Cumhuriyeti hiçbir şartta sınırlarında bir terör devleti kurulmasını istemiyordu. Bu sebeple Suriye’ye yapılacak bir sınır ötesi harekât için hazırlıklara başlanmıştı.



Bu hazırlıklar sürerken DAEŞ, Türkiye içerisinde boş durmuyordu. 22 Ağustos 2016 günü Gaziantep’in Şahinbey ilçesinde yapılan sokak düğününe intihar saldırısı yapılıyor ve 59 vatandaşımız hayatını kaybederken 90’ın üzerinde vatandaşımız ise yaralandı. Bu terör saldırısı üzerine 23 Ağustos günü sınıra yapılan sevkiyat hız kazanmıştı. Yerel ajanslar, Suriye içlerine yapılacak olan operasyonun her an başlayabileceğini duyuruyordu.

Takvimler 24 Ağustos 2016’yı gösterirken, Mercidâbık Zaferi’nin 500. yıldönümünde Türk ordusu, Suriye topraklarına giriyordu. Sabaha karşı saat 04.00’te başlayan Obüs atışları, DAEŞ militanlarına ağır kayıplar verdirmese de mevzilerinden geri çekilmelerini sağlıyordu. Özgür Suriye Ordusu ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yanında, DAEŞ’e karşı olan çarpışmalara Rus ordusu ile Amerikan ordusu da katılıyordu. Daha sonrasında muhaliflerin tepkisi ile Amerikan Ordusu sahada fiili olarak çarpışmayı bıraksa da sınırın diğer tarafında kurulu halde bulunan roketatar sistemlerini kontrol etmek amaçlı 50 asker operasyona katılmıştı.



Aynı gün, saat 11.20 sıralarında Cerablus kent merkezine giren ÖSO konvoylarından bahsediliyordu. DAEŞ, militanlarını ve silahlarını alarak güneye doğru çekiliyordu. Bu esnada Türk ordusu, muhaliflere havadan ve karadan atış desteği vermekle yetiniyordu. Bu plan kış bastırana kadar devam etti. Kışın hava şartları nedeniyle net bir şekilde görüntü ve koordinat alamayan Türk ordusu, muhalif güçlere olan atış desteğini eskisi kadar etkin verememeye başlamıştı. Bu durum, Orta Doğu’nun gördüğü en büyük terörist güçlerden birisi olan DAEŞ’in hareketlerinin artık eskisi kadar kısıtlanamayacağı manasına gelmekteydi. Muhalifler sahada yetersiz kalınca Türk Silahlı Kuvvetleri sahada bizzat çarpışmaya başladı.



Çarpışmalar, Türkiye sınır hattından güneye gittikçe DAEŞ’in direnci artıyordu. Savaş uzadıkça yeni militanlar DAEŞ saflarında mücadeleye katılıyordu. Ayrıca harekât bölgesinin ilk günlerde hava saldırılarına açık oluşu ve çarpışma alanının güneye inildikçe hava saldırılarına karşı daha korunaklı bölgelere kayması ile operasyon hız kaybetmişti. Bunun farkında olan DAEŞ, ana savunma hattını El-Bab’a kadar çekmişti. Türk ordusu ve muhalifler için operasyonun belki de en zorlu aşaması başlayacaktı.


Zaferin Kapısı: El-Bab:

Dünya tarihi boyunca ülkelerin, halkların ve orduların kaderlerini belirleyen muharebeler olmuştur. El-Bab muharebesi de Türk Silahlı Kuvvetleri’nin neredeyse bütün zayıf yanlarını etrafa saçan bir muharebe olmuştur. Fırat Kalkanı harekatının tamamında olduğu gibi eski model ve yenileştirilmemiş zırhlı araçların zaafları, hava saldırısı altında savaşabilme tecrübesi olan birliklere karşı olan zaafı ve en nihayetinde Özgür Suriye Ordusu ile olan koordinasyon eksikliği…


6 Kasım 2016 günü Türk Silahlı Kuvvetleri ve Özgür Suriye Ordusu unsurları El-Bab kasabasına düzenlenecek olan harekâtı başlattılar. Rusya, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere ve Türkiye hava kuvvetlerinin DAEŞ üzerine defalarca hava akınları yapmasına rağmen terör örgütü halen çözülmemişti. Özgür Suriye Ordusu sahada yetersiz kalmaya başlayınca Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kara kuvvetleri, DAEŞ ile bizzat çarpışmak üzere bölgeye sevk edildi. Hızlı davranılması gerekiyordu. Zira Türk ordusu kasabaya kuzeyden yaklaşırken Suriye Arap Ordusu’da (Rejim Güçleri) güneyden aynı hızla yaklaşmaktaydı. Bu durumda dezavantajı olacak taraf kuzeyden yaklaşan birliklerdi. Zira şehrin en hâkim noktasına; o zamanki adıyla Hastane Tepesi’ne (Akil Dağı) tüneller, dikenli teller, mayınlar ve mevziler ile sıkı bir şekilde yerleşen DAEŞ, bütün hazırlıklarını kuzey yönünden gelecek bir saldırıya göre yapmıştı.


22 Aralık 2016, El-Bab çölünde inceden bir kar yağmakta... Soğuk maddeleşmiş bir vaziyette ve muharip birliklerin en büyük düşmanı… Soğukla birlikte Akil Tepesini koyu bir sis kaplamış vaziyette… Duyulan bir çıt sesi bile yok. Yalnız havada insansız hava araçları, düşman mevzilerini izlemekte. DAEŞ militanları. Türk Ordusu’nun yaptığı manevralardan Hastane Tepesi’ne bir saldırı geleceğinden emin.

Bütün bunlar olurken Türk Silahlı Kuvvetleri Özel Kuvvetler Komutanlığı’na bağlı personel, bilinen adıyla “Bordo Bereliler” puslu havadan da faydalanarak tepeye batı cephesinden bir sızma harekâtı başlattı.

Hastane’ye girilen andan itibaren çok sert bir çarpışma başladı. Bu çarpışmada yer yer tabanca yer yer kasatura kullanıldı. Her iki taraf da elinden gelenin en iyisini yapıyordu. Hastane içerisindeki kopuk çarpışmalar devam ederken Hastanedeki DAEŞ militanları, tepenin doğu yamacına çekilmeye başlamıştı. Bu sırada kasabadaki militanlar da boş durmamış, topçu birliklerini Hastane’ye yapılacak karşı taarruza hazırlamıştı. Bunun yanında içerisinde yaklaşık 1 tonluk patlayıcı bulunan intihar aracını Hastane’ye doğru yola çıkarmışlardı bile. Araç doğu tarafındaki yamaçtan hızla ilerledi ve Hastane’nin doğu cephesinde patladı.



Patlama binadan uzakta gerçekleştiği için zayiat DAEŞ’in beklediğinden daha az olmuştu. Erken patlamanın sebebi ise kahraman ordumuzun kahraman mensuplarından Uzman Çavuş Ferhat Demir’in eline geçirdiği bir PKM ile bombalı aracı ateş altına alması ve panikleyen militanın fünyeye erken basmasıydı. Bu patlamada 60’a yakın ÖSO mensubu ile aralarında Binbaşı Bülent Albayrak’ın da bulunduğu 14 Türk askeri şehit oldu. 40’tan fazla savaşçı yaralandı. Akabinde gerçekleşen yoğun taarruza direnemeyen TSK birlikleri ve ÖSO, Hastane’den geri çekildi ve tepe 8 Şubat 2017 tarihine kadar DAEŞ kontrolünde kaldı. Tepenin düşmesinden sadece günler sonra 23 Şubat 2017 tarihinde de El-Bab tamamen kontrol altına alındı. Hastane Tepesi’nin ismi ise Şehit Binbaşı Bülent Albayrak’ın aziz hatırasına binaen Albayrak Dağı olarak değiştirildi.


Harekâtın Sonuçları:

Türkiye ve Muhalif Güçler kontrolünde bir “güvenli bölge” oluşturuldu. PKK/PYD’nin sözde kantonlarını birleştirmesi engellendi. DAEŞ, Türkiye-Suriye sınırından temizlendi ve Türk toprakları roket-havan menzilinden çıktı. El-Bab savunmasına odaklanan DAEŞ terör örgütü burada çok fazla militan ve zaman kaybettiği için Suriye’den yavaş yavaş sökülmeye başladı.


Büyük Türk milletinin geleceği ve güvenliği için yeri geldiğinde kan yeri geldiğinde mürekkep dökerek çarpışan ve bu uğurda hayatını kaybeden insanların geride bıraktıklarına saygıyla…

32 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
bottom of page