top of page
  • TELKİN DERGİSİ

Emekli Büyükelçi Kuneralp'e Yanıt / Doğukan Bağçeci


Emekli büyükelçi Selim Kuneralp, 17 Mayıs günü Mavi Vatan doktrini hakkında iyi niyetli olmayan, bilimsel ve hukuki temellere dayanmayan bir yazı yazmıştır. Ülke çıkarları bir kenara ne uluslararası hukuk ne deniz hukuku ne de jeopolitika normları ile uzaktan yakından alakası olmayan bu yazı Türk düşmanlarının ilgisini ve beğenisini kazansa da bilimle örtüşmeyen her fikir gibi bu fikir de pek uzun ömürlü olmayacaktır.


Kuneralp, Mavi Vatan doktrinini Yunan tezlerini kullanarak incelemeye ve zayıflatmaya çalışmış olsa da Yunanistan’ın Mavi Vatan karşısında oldukça zayıf kalan tezleri bu yazıda da içerisindeki çelişkileri ve hukuksuzlukları tekrardan biz Türk gençlerine göstermiştir. AB ile aramızı bozmamak uğruna, denizlerimizdeki egemenlik haklarımızdan vazgeçmemizi isteyen Kuneralp bu fikriyle günü kurtarsa da (!) önümüzdeki on yılları heba edeceğinin farkında değil midir?


AB lobileri tarafından motive edilen iddialardan birisi olan “Türkiye’nin Mavi Vatan doktrini tamamıyla maksimalist bir doktrindir.” iddiasını yazısında savunan Kuneralp her nedense GKRY’nin Yunanistan’ın saçma ve mantık dışı iddialarına gözlerini kapatmış vaziyettedir. Türkiye’nin hak iddia ettiği suların oranını maksimalist gören Kuneralp, açıkça görülüyor ki, Yunanistan ve GKRY’nin tezlerini inceleme gereği duymamıştır. Eğer incelediyse bu söylemlerinin amacı nedir?


“Mavi Vatan kavramı son birkaç yıl içinde iki medyatik emekli amiralin gayretleriyle Türk kamu oyunun gündemine oturmuş, iktidar tarafından benimsenmiş ve milliyetçi/ulusalcı söylemin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.” sözleri ile Cihat Yaycı ve Cem Gürdeniz’i hedef alan Kuneralp, Yaycı’nın akademisyen kimliğini neden göz ardı etmektedir? Türkiye’yi haklı davasında her fırsatta destekleyen, fikri eserleri ile Mavi Vatan doktrinine en büyük katkıyı verenlerin başında gelen Yaycı’yı “medyatik” sıfatı ile anmak açıkça görülüyor ki Kuneralp’in doktrin hakkındaki bilgisizliğini gözler önüne sermektedir. Kendisi eğer bu konu hakkındaki literatür taramasını objektif bir şekilde yapmış olsaydı bu “medyatik” insanların deniz hukuku hakkındaki bilgilerine saygı duyar ve böyle talihsiz bir söylemde bulunmazdı.


Türkiye Cumhuriyeti’ni, 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesine taraf olmaması ve AB çizgisinden uzaklaşmasıyla eleştiren Kuneralp sözleşmeye taraf ülkeleri incelememiş olacak ki İsrail ve GKRY’nin imzaladığı MEB (Münhasır Ekonomik Bölge) antlaşmasına taraf olan İsrail’in de bu sözleşmeye taraf olmadığının farkında değil. Kaldı ki Kuneralp, MEB ilan etme hakkının BMDHS ile kazanılmadığının bilincinde değil midir? 1986 Senesinde Sovyetler Birliği ile imzalanan ve Karadeniz’i kapsayan MEB antlaşmasından haberdar değil midir? Eğer değil ise deniz hukuku hakkında yazı yazma cüretini nereden buluyor, farkında ise neden böyle bir söylemde bulunuyor?



Mavi Vatan doktrinine “maksimalist bir iddia” olarak yaklaşan Kuneralp; yazısında “Deniz hukuku kurallarının hilafına Girit ve Rodos gibi Yunan adaları ve ayrıca Kıbrıs gibi bir ada devleti yok farz edilmiş, adaların karasuları dışında deniz alanı bulunmadığı iddia edilmiştir.” Diyerek coğrafyanın üstünlüğü ilkesini bilerek veya bilmeyerek göz ardı etmektedir. Bunun yanında, imzalanan kıtalararası antlaşmalarda adaların yok sayılması hakkında oldukça fazla emsal karar bulunmaktadır. Afrika’da bulunan Libya ile Türkiye arasında imzalanan MEB antlaşması çerçevesinde değerlendirirsek, Adalar Denizi’nde bulunan Yunan adaları, kıtalar arası imzalanan Libya-Türkiye MEB antlaşmasına neden ve nasıl mani olabilir?


Kuneralp’in yazısı okunduğunda Doğu Akdeniz’de hiçbir şekilde bizlerin ve doktrinimizin etkisi olmadığı anlaşılmaktadır. Fakat bu tamamen yanlıştır. GKRY’nin sürrealist ve maksimalist tezlerinden olumsuz olarak etkilenen İsrail, Türkiye’nin tezlerini kullanarak 2010 yılında kaybettiği 12. Parseli geri almıştır. Yalnızca bu gerçek bile Türkiye’nin tezinin, Doğu Akdeniz sorununda en geçerli ve mantıklı tez olduğunu bizlere göstermektedir.



Teamül hukukundan haberi olmayan, MEB ilan etme şartları hakkında bir fikri olmayan, Mavi Vatan Doktrini’ne karşı hazırlanmış tezleri incelemeden bu doktrine “maksimalist” diyerek saldıran, Yaycı ve Gürdeniz’i yalnızca asker kimlikleri ile tanıyan, AB muhibbanlığı (taraftarlığı) ile gözleri kör olmuş, Anakaralar ile adalar arasındaki üstünlükten bihaber olan Kuneralp bu yazısı ile Mavi Vatan doktrinini hukuki ve bilimsel hiçbir dayanak olmadan eleştirmeye çalışmıştır. Şirket yönetir gibi devlet yönetmek isteyen Kuneralp sırf AB’ye yakınlaşma pahasına egemenlik haklarımızdan vazgeçmemizi istemektedir. AB’ye alınmamamızın sebebini yalnızca bu “saldırgan” tezlere bağlayan Kuneralp; Türkiye’nin ve Türk halkının AB için fazla kalabalık olmasını, fazla fakir olmasını, fazla Müslüman olmasını, fazla haşin olmasını, kültürel olarak fazla farklı olmasını, kısacası AB için çok fazla ekstrem şartının olduğunu göz ardı etmektedir. Umarız Kuneralp, dedesi Ali Kemal’in düştüğü hatalara düşmez. Zira unutulmamalıdır, bu topraklarda her daim İngiliz, Amerikan, Rus muhipleri olmuştur. Fakat fikirleri uzun süre ayakta kalmamıştır, zira;


“Bu memleket tarihte Türktü, şimdi de Türktür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır.”

96 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Demir atmış gemiler körfeze Şark’a karşı Garp Binbir köyde, binbir müfreze Türk oğluna namustur Harp Şimdi hep yuvalanmış yılanlar yurduma Yurdumda imammış, haramı helal kılanlar Ah! Bu memleket düşme

bottom of page