• TELKİN DERGİSİ

BANDIRMA FÜZE KULÜBÜ / ÖMER CAN TOPÇU / SAYI: 3


Bir önceki yazımda Nuri Demirağ’ın Türk sanayisine katkılarını ve bu katkıların o günün otoriteleri tarafından nasıl durdurulduğunu yazmıştım. Aynı zamanda milletimizin özgüveninin bu denli düşük olmasının da bir şeyleri üretmemekten ve geliştirmemekten kaynaklandığından bahsetmiştim. Son 10 yıllık sürece baktığımız da askeri ve sivil sanayinin kalkınması hepimizin malumudur. Onlarca yıldır montaj sanayisi sayesinde ayakta kalan sanayimiz, artık bir üst klasmana geçmek üzere. Ancak bu klasmana geçilirken halkı da bu gelişmelere hazırlamak önemli. Halk hazırlanmadığı sürece bir kesim icraatların kusursuz ve dünyanın en iyisi olduğunu iddia ederken diğer kesim yapılanların boş olduğunu ve kandırmadan ibaret olduğunu iddia etmesi gibi durumların ortaya çıkması çok doğaldır.


Geçmişten günümüze kadar büyük Türk bilim adamlarını ve girişimcilerini sizlere tanıtmak istiyorum. Yazacağım sayı dizisiyle Türklerin bir şeyleri üretmek konusunda yetersiz olmadığını, bu işleri çok iyi başardığını ancak ülkeyi idare eden otoritelerin bu süreçte yardımcı olmak bir yana, gelişmeleri baltaladığını anlatmak istiyorum. Bu sayı dizisi sonucunda, Türkiye’de bir mühendislik ve girişim kültürünün varlığını gösterip uç görüşlerin yersiz olduğunu ve bu kültüre zarar verdiğini sizlere göstermek istiyorum.



19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramına uygun olarak sizlere bir grup liselinin Türk uzay çalışmalarında nasıl çığır açtığını anlatacağım.

4 Ekim 1957’de Sovyetler’in Dünya’nın ilk yapay uydusu olan Sputnik-1 uydusunu fırlattığı dönemlerde bir grup liseli, bu çalışmadan ilham alır ve Türkiye’nin de bu tür başarıları elde etmesi için çalışmalara başlarlar. Güngör Sezen, Aytuğ Sayıner, Osman Caran, Atilla Yedikardeşler ve Adnan Zambak arkadaşlar Balıkesir’in Bandırma ilçesinde bir lise kulübü kurmaya karar verirler. Kulübün adına Bandırma Füze Kulübü koyarlar. Kulüp kurulur kurulmaz Bandırma halkına açık konferanslar verip uzay bilimlerini anlatırlar. Bu konferansları verirken bir yandan da füze projeleri üzerinde çalışmaları başlatan gençler, kısa süre sonra ilk füze denemesini yapmayı kararlaştırırlar.



10 Ekim 1959’da ilk füze denemesini yapan gençlerin füzesi, 40 metre yukarı çıkıp infilak etmişti. Bölgenin askeri havalimanı amiri bu çalışmaları yararlı bulmuş ve bazı gerekli malzemelerin tedarikini sağlamaya başlamıştır. Bu yeni malzemelerin de envantere katılmasıyla dört ay sonra tekrardan bir deneme tertip ederler. Bu sefer füze 750 metre gibi bir yüksekliğe çıkar. Bu füze denemesi yabancı basına dahi damgasını vurur; Amerikan, İtalyan ve Hollanda dergilerine bu liseli gençler demeç verirler. Bundan sonra gençler gayelerine ulaşmak için işlerine dört elle sarılmışlardır. Çünkü yabancı basında Türkiye’yi temsil ettiklerini düşünüyorlardı.

Hürriyet gazetesinin düzenlediği füze yarışmasına katılan kulüp, tasarladıkları füzeyi havalandırırlar ve yarışmayı kazanırlar. O gün oraya gelen İTÜ mühendislik akademisyeni olan Kirkor Divarci, bu yarışmayı kazanan gençlerle tanışır.


Divarci, onlara beraber proje geliştirmeyi teklif eder. Bandırma Füze Kulübü bu teklifi memnuniyetle kabul eder. Kirkor Bey, gençlerin imkansızlık içerisinde bu çalışmaları yürüttüğünü görünce nişanlısıyla evlenmek için biriktirdiği 400 lirayı kulübe bağışlar.



Divarci’nin de katılmasıyla daha büyük projeler üzerinde çalışan Bandırma Füze Kulübü, 300 metre irtifaya çıkan ve paraşüt sistemiyle kendiliğinden yere inen bir füze geliştirirler. Bu başarıları sonrası, o dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in desteğini arkalarına alırlar. Cemal Gürsel kurmaylarına, bu gençlerin her türlü ihtiyacının yerine getirilmesini emretmiştir. Hükümet desteğiyle beraber İtalya’daki yarışmaya katılıp birinci olan kulüp, uzmanlıklarını her geçen gün arttırıyorlardı. Marmara-1 füzesini denemeye soktular ve yerden tam 1 km yükseldi. Bu yükseklikte infilak edip 5 dönüm araziyi yakmıştır ancak bu proje başarılı sayılır çünkü 1 km irtifa gerçekten o döneme göre büyük bir başarıdır.



Marmara-2 ve Marmara-3 bir başarı gösteremese de ondan edinilen tecrübeler sonucu Marmara-4 füzesi havalandırılır. Tam 5,5 kilometre yükseğe çıkan Marmara-4 tam 20 kilometre de ilerler. Bu o döneme göre çok büyük bir başarı olarak kaydedilir. Çalışmalarına çok daha farklı bir yön vermek isteyen Kirkor Divarci, çok daha büyük projeler üzerinde çalışmaya başladı. Vega ve Aktrüs adını verdiği bu çalışmalar, Türkiye’yi uzay çalışmalarında en tepelere çıkaracaktı. Aktrüs füzesi diğer füzelerden çok farklıdır. Aktrüs’ün içinde bir kobay faresi olacak, uzaya çıkacak, kapsül ve paraşüt sistemiyle yeryüzüne sağ salim inecekti. Böylece uzaya canlı götürüp getirebilen 3 ülkeden biri olabilecektik. Bu büyük projelere başlanmak üzereyken bazı olaylar gerçekleşti.

Marmara-4 füze denemesi sonrası, daha önceden Bandırma Füze Kulübü’ne yardım için sıraya giren kurum ve kişiler birden tüm yardımlarını geri çektiler. 1963 yılında Divarci’nin evde olmadığı bir vakit evi yanar. Bu yangının nasıl çıktığı ve kimin çıkarttığı bilinmese de Türkiye’nin uzay çalışmalarında daha fazla ilerlemesini istemeyenlerin yaptığı barizdi. Bu yangında ev ile birlikte Vega ve Aktrüs füzelerinin tüm çalışmaları kül olmuştu.



Bu yangından sonra Divarci büyük bir buhrana girmiş, Kulüpten ayrılmıştı. Bu ayrılığın sonrasında çekirdek kadro da yavaş yavaş dağıldı. 1980 yılına kadar amatör çalışmalara devam eden kulübün, Kenan Evren’in emriyle çalışmaları yasaklanmıştır.


16 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör