• TELKİN DERGİSİ

Büyük Ortadoğu Projesi / Ahmet YILMAZ

Hepimizin dilinde bir Ortadoğu var ama bu kavram sanıldığının aksine, yalnızca coğrafi bir bölgeyi değil; aynı zamanda jeopolitik bir anlayışı da ifade eder. Ortadoğu kavramını ilk defa 1902 yılında, ABD'li deniz subayı ve aynı zamanda Deniz Hakimiyeti teorisinin sahibi ünlü jeopolitikçi Alfred Thayer Mahan, National Review dergisinde yayımlanan makalesinde Arabistan ile Hindistan arasındaki bölgeyi ifade etmek için kullanmıştır. Kavramın coğrafi tanımları tam olarak belirgin olmasa da genel olarak kabul edilen halini yan tarafta göstermeye çalıştım.



Büyük Ortadoğu Projesi'nin Ortaya Çıkışı ve İdeolojik Altyapısı Öncelikle değinmemiz gereken noktalar var ancak bunları fikir vermesi açısından son derece basit, kısa ve anlaşılır bir şekilde geçiyorum. Bunlardan ilki küreselleşme. Küreselleşme, ABD eski Dışişleri Bakanı Henry Kissinger tarafından kısaca Amerikan hegemonyasının adı olarak tanımlanmıştır ancak ben bu tanımın başına 21. yüzyıldaki ibaresini eklemek istiyorum. Değinmemiz gereken noktalardan bir diğeri ise Yeni Dünya Düzeni. YDD, 1991'de Sovyetler'in çöküşünden sonra az önce bahsettiğim küreselleşme kavramı adı altında her şeyin ABD'nin çıkarına göre biçimlendirildiği bir dünya düzeninin adıdır. Son olarak Yeni Amerikan Yüzyılı projesine değinmek istiyorum. Orijinal kısaltması PNAC olan grup, Eylül 2000'de bir rapor hazırladı.


Bu proje incelendiğinde, özellikle 15 Temmuz'un bıraktığı hasarları yeni yeni onarmaya çalıştığımız dönemlerden ölümüne kadar adını sıkça duyduğumuz ABD eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Zbigniew Brzezinski'nin “ABD'nin dünya hakimiyetinin yolu Avrasya'dan geçer.” jeopolitik görüşünün projeye yansıdığı görülecektir. Avrasya'nın kontrolünün Ortadoğu'nun kontrolüne bağlı olduğu gerçeği göz önüne alındığında ise BOP'un asıl amacı ortaya çıkmaktadır. BOP ile ilgili ilk açıklamanın, 7 Ağustos 2003'te dönemin ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Condoleezza Rice'ın The Washington Post gazetesinde yazdığı Transforming the Middle East isimli makale olduğunu söyleyebiliriz. Rice makalesinde, 300 milyon insanın ve 22 ülkenin bulunduğu Ortadoğu'yu daha demokrat, daha barışçıl bir hale getireceklerini, Ortadoğu'daki bu dönüşümün kolay olmayacağını ancak bundan vazgeçmeyeceklerinden bahsetmiştir. İkinci net açıklama ise 24 Ocak 2004'te Dünya Ekonomik Forumu'na katılan, dönemin ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney'den gelmiştir. Cheney bu forumda yaptığı konuşmayla birlikte BOP kavramını ilk kez kullanan isim olmuştur.


Konuşmasında göze çarpan ilk şey ise projenin kapsadığı alanın genişlemesi olmuştur. Rice'ın açıklamasında proje kapsamındaki ülke sayısı 22 iken Cheney, 23 ülkeden ve bu ülkeler içerisindeki Türkiye ve İsrail'in, ABD'nin ortağı olduğunu belirtmiştir. Cheney forumda, proje kapsamında yapılması planlanan düzenlemeleri harita üzerinde anlatmış ve bu sunum, yapıldığında 4 yaşında olan benim bile bugüne kadar çeşitli yönleriyle defalarca duyduğum bir sunum olmuştur. BOP'la ilgili en üst seviyeden açıklama, 9 Haziran 2004'te ABD Başkanı George W. Bush tarafından G-8 Zirvesi'nde yapıldı. Toplantıda Kuzey Afrika'nın da projeye dahil edilmesinin yanı sıra Türkiye, İtalya ve Yemen, Demokrasi İnisiyatifi Eş Başkanları oldular. Hatta bu eşbaşkanlık meselesi bizde öyle benimsendi ki, defalarca gururla beyan edilmiştir. G-8 Zirvesi'nden 20 gün sonra 28-29 Haziran 2004'te İstanbul'da yapılan NATO Zirvesi'nde de Ortadoğu'yla ilgili birçok karar alınsa da sanırım en önemlisi, ABD'nin NATO'yu projenin içine çekmesidir.


Projenin uygulanmasına tahminimce Mart 2003'te 2. Körfez Harekatı kapsamında Irak'ın işgaliyle başlandı. Projenin Amacı ve Uygulanması Gelelim projenin amaçlarına... ABD projeyi barış, özgürlük, demokrasi gibi kavramlarla allayıp pullasa da bugün gelinen noktada Irak, Suriye, Libya, Mısır, Yemen, Tunus vb. devletlerin hali ortadadır. Bu yüzden görünür amaçlarından ziyade kendimce asıl amaçlarına değinmek istiyorum.


ABD'nin en önemli amacı, 21. yüzyılda küresel hakimiyetini sürdürmektir. "Ortadoğu'ya hakim olan Avrasya'ya, Avrasya'ya hakim olan dünyaya hakim olur." jeopolitik önermeleri ve görünürde ABD Başkanı Trump'ın Aralık 2017'de açıkladığı Ulusal Güvenlik Doktrini'nde Rusya ve Çin'i tehdit olarak görmesi göz önüne alındığında ABD, Ortadoğu'yu mutlak kontrolü altına almak zorundadır. Bu doğrultuda, kendisi için ikinci İsrail anlamına gelen Bağımsız Kürdistan'ı kurmak amacıyla Irak ve Suriye'den sonra İran ve akabinde ülkemiz için hazırlanan planların uygulamaya sokulması için çabaları devam etmektedir. Diğer yandan, ABD'nin bölgedeki enerji kaynaklarını ele geçirme amacı hepimizin malumudur ancak ufak da olsa detaya inmekte fayda var. BOP'un kapsadığı coğrafya, dünya petrol rezervinin %75 ila 80'ine, doğalgaz rezervinin ise yarıdan fazlasına sahiptir.


Bu kaynakların başka bir gücün eline geçmesi, ABD ve müttefikleri olmak üzere birçok ülkeye çok büyük sıkıntı yaşatacaktır. Bu yüzden bu kaynakların sadece ABD tarafından kontrolü yetmemektedir, dünya pazarlarına güvenli bir biçimde akışı da mühimdir. Üçüncü amacı ise Büyük İsrail'in kurulmasıdır. Siyonist ideoloji, 19. yüzyılın sonlarında şekillenmiş olsa da Arz-ı Mevud yani Nil'den Fırat'a kadar olan Vaadedilmiş Topraklar anlayışı Tevrat'a kadar uzanır. İsrail bu doğrultuda 20.700 km²lik yüzölçümünü; Golan Tepeleri'ni, Batı Şeria, Gazze ve Kudüs'ü işgal ederek 27.500 km²ye çıkarmıştır. İsrail, bölge ülkelerini etnik ve dini farklılıkları körükleyerek parçalama yoluna gitmiştir. Örneğin, Lübnan ve Irak. Suriye'nin durumu ise malum. ABD, Rusya, Türkiye ve İran'ın Suriye konusunda farklı farklı planları var ancak Suriye'deki durum en çok İsrail'in işine gelmektedir. Oldukça stratejik bir bölge olan Golan Tepeleri'nin İsrail'in elinde olduğu göz önüne alındığında, Suriye'nin kuzeyinde yani sınırımızda kurulacak Irak örneği bir Bölgesel Kürt Yönetimi, Suriye'nin tamamen parçalanmasını dört gözle bekleyen İsrail'in fazlasıyla işine gelecektir.


Engeller...


Bugün Büyük Ortadoğu Projesi'nin önünde engel olarak Rusya, Çin, İran ve Türkiye var. Bu dört ülke pasifize edilmeden BOP hayata geçirilemez ve BOP, bu dört büyük ülkenin milli hak ve menfaatlerine son derece aykırıdır. Rusya şu an Dünya üzerinde, ABD'nin küresel hakimiyeti pekiştirme hedefini engelleyebilecek veya en azından yavaşlatabilecek en büyük devlettir, zira Putin'le birlikte her alanda özgüvenini yeniden kazanmış, herkese meydan okuyan bir Rusya ortaya çıkmıştır ve hedefleri de orta veya uzun vadede küresel güç haline gelmektir. Kuzey Kafkasya'yı halihazırda hakimiyeti altında bulunduran Rusya'nın özellikle petrol ve doğalgaz dolayısıyla jeoekonomik ve konumu dolayısıyla jeostratejik öneme sahip bölgeleri ABD'ye bırakmayacağı açıktır. Buna Suriye de dahildir. Bugün Rusya, Akdeniz'deki varlığını Suriye'de rejime silah ve mühimmat desteği vermek amacıyla kullanılan Tartus Deniz Üssü ve Suriye'nin kuzeybatısındaki Lazkiye'de bulunan Bassel El–Esed Hava Üssü sayesinde sürdürmektedir. Suriye'de ABD yanlısı bir rejimin işbaşına gelmesiyle Rusya'nın Akdeniz'den dışlanacağı son derece olası olduğu için Rusya, BOP'a kesinlikle sıcak bakmayacak ve ABD'yle uzlaşmayacaktır. Çin, ABD'nin bir diğer düşmanıdır ve ABD'nin stratejik hedefi Çin'i Çin Denizi'ne hapsetmektir. Hatta günümüzde, hâlâ etkisinde bulunduğumuz korona virüsü konusunda geniş kesimlerce çeşitli sebepler öne sürülerek ABD'nin biyolojik silah kullandığı yönünde komplo teorileri üretilmektedir. 1996 yılında Şhangay Beşlisi adıyla kurulan Şhangay İşbirliği Örgütü'nün amacı basit tabirle, ABD'nin Avrasya'daki kısmi etkisini olabildiğince sınırlamaktır. Çin petrol ve doğalgaz anlamında BOP kapsamındaki ülkelere bağımlıdır ancak Çin, yalnızca petrol ve doğalgaz ithal etmeyip aynı zamanda enerji firmalarına yatırım da yapmaktadır. Bu nedenle Ortadoğu'daki istikrar, Çin için enerji kaynaklarının güvenliği açısından son derece kritik öneme sahiptir. Ayrıca

Çin; Pakistan, Myanmar ve Sri Lanka'da deniz üs ve limanları oluşturarak Hint Okyanusu ve Ortadoğu'ya kesintisiz deniz ulaşımı sağlamaya çalışmaktadır, zira stratejik öneme sahip Malakka Boğazı şayet rakip bir gücün kontrolüne geçerse, Çin'e deniz nakliyatı ve enerji akışı engellenir. Bunlar göz önüne alındığında BOP, Çin'in aleyhinedir. İran ise ABD tarafından terörist ilan edilmiş bir devlettir. Çünkü İran, BOP'un uygulanmasındaki en büyük engeldir ve şu an tabiri caizse topun ağzındadır. ABD'nin İran konusundaki planının içerideki dini ve etnik farklılıkları kullanarak İran'daki mevcut rejimi halk hareketi ile ortadan kaldırmak olduğunu değerlendiriyorum. Yerine gelecek yönetimin ABD'ye bağlı olacağını söylememe gerek yoktur herhalde. Böyle bir durumda Bağımsız Kürdistan'ın üçüncü ayağı yani Doğu Kürdistan da kurulmuş olacaktır. Bu gerçekleşmese bile, ABD İsrail'le beraber güç kullanarak İran'ı pasifize edecektir. Avrasya jeopolitiğinde Rusya ile İran'ın ana aktörlerdir. İran'ın yalnızca Ortadoğu'daki en önemli petrol ve doğalgaz üreticisi olmadığını, aynı zamanda bu enerjilerin akışında kritik öneme sahip Hürmüz Boğazı'nı kontrol ettiğini de söylemeliyiz. Büyük Ortadoğu Projesi ve Türkiye Batı'nın Türklerle ilgili planları, bugünün konusu değildir. 1699'da Osmanlı'nın ilk defa toprak kaybettiği, Orta Avrupa'dan dışlanmasına sebep olan ve Gerileme Dönemi'ni başlatan Karlofça'dan bu yana geçen 321 yıl içerisinde değişen sadece aktörler. 1815 Viyana Kongresi'nde Rusya tarafından ortaya atılan Şark Meselesi ile bizi bu duruma getiren olayların temeli atılmıştır. Birinci Dünya Savaşı'na kadar gerçekleştiremediklerini bu savaşla birlikte gerçekleştirme şansı bulmuşlardır. Bu doğrultuda San Remo Konferansı'da Osmanlı topraklarını paylaşmak üzere alınan kararlar, sonrasında Sevr Antlaşması'nda aynen karşımıza çıktı.


BOP'ta ABD, bize ekonomik ve demokratik yapımız dolayısıyla "model ülke" rolü biçmek istemiştir. O dönemki iktidarımız da bu sayede birçok alanda nüfuzunu genişletebileceğini düşünmüştür ancak kazın ayağı öyle değildi ve öyle olmadığı da ilerleyen süreçte ortaya çıktı.

AB'ye alınma vaadiyle yıllarca Türkiye dönüştürülmeye çalışıldı.

Türk-Kürt, Alevi-Sünni, Dindar-Laik şeklinde Türkiye kutuplaştırılmaya çalışılıyor.

Türkiye 15 Temmuz 2016'da uçurumun kıyısından döndü.

Türk Silahlı Kuvvetleri, kumpas davaları ve 15 Temmuz darbe girişimiyle hırpalandı.

Suriye sınırında otonom Rojava (Batı Kürdistan) kuruldu ve harekatlar yapmak zorunda kaldık.

Ekonomi çökmek üzere.


KISACA İRAN'DAN SONRA SIRA BİZDE...


  • Türkiye'nin karşılaşmaya devam edeceği muhtemel durumlar şöyle sıralanabilir:

  • Türkiye, siyasi ve ekonomik baskılarla bölgedeki olaylara karşı, en azından sıra kendisine gelene kadar sesini kesecektir.

  • Bunu söylemek oldukça acı verici olmakla beraber, biz Afrin'de, El-Bab'ta, Menbiç'te, Tel Rıfat'ta, Rasulayn'da oyalanırken Suriye Kürdistan'ı Fırat'ın doğusunda iyice yerleşecek ve olası bir harekata karşı bölgeyi savunmaya hazırlayacaktır ki Pentagon'un yüz milyonlarca dolarlık kaynağıyla, PKK'lı teröristlerden 60 bin kişilik nizami ordu halihazırda oluşturulmuş ve Suriye'nin pek çok noktasında özerk yönetimler hayata geçirilmiştir

  • Ülke içerisinde özellikle orduda yeni cemaat yapılanmaları oluşturularak ordu etkisiz hale getirilmeye çalışılacaktır.

  • İstediklerini yaptıracaklarını Papaz olayında gayet net gördük.


BÜTÜN BUNLAR TÜRKİYE'NİN KABUL EDEBİLECEĞİ TÜRDEN DURUMLAR DEĞİLDİR.


Bundan Sonraki Süreçte...


  1. Türkiye artık Fırat'ın doğusuna tam olarak müdahale etmelidir çünkü her geçen zaman aleyhimizedir. 15 Temmuz'dan ders alınmalı, tarikatların devlet yönetimine sızması ve müdahalesi engellenmelidir. Özellikle siyasiler, siyasi görüş farklılıklarıyla insanları kutuplaşmaya sevk etmemeli, aksine birleştirici olmalıdır.

  2. AB ile ilişkiler gözden geçirilmeli ve net bir karara varılmalıdır.

  3. Türkiye'nin mevcut durumu nedeniyle yakın vadede kıtasal ve küresel güç olma şansı yoktur. Bu gerçek göz önüne alınıp çok yönlü planlarla ülke yönetilmelidir.

  4. Türk Silahlı Kuvvetleri, bunca yarasına rağmen kendisine verilen her türlü görevi başarıyla yerine getirmiştir. Bu ordunun Türk milletine ait olduğu unutulmamalı, geçmişten ibret alınarak siyasetten uzak tutulmalıdır. Bu coğrafyada, orduyu güçlendirmek şarttır. Savunma sanayi alanına önem verilmeli, ordunun dışa bağımlılığı asgari düzeye indirilmelidir.

  5. Siyasiler, hayal ile ideali birbirine karıştırmamalıdır.

  6. Türkiye, diğer Türk devletleriyle (özellikle de BOP hedefinde olanlar ile) dayanışmayı öngören bir ittifak çatısı kurarak Türk devletlerini bu çatı altında toplamalıdır.


Bu doğrultuda, Dünya'da saygınlığı ve etkisi tartışmasız bir Türkiye yaratmak, tüm Türk milletinin hedefi olmalıdır...

49 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör