top of page
  • TELKİN DERGİSİ

Adalar Denizi’nde Hava Sahası Sorunu / Doğukan Bağçeci

1973 senesinden bu yana Türkiye ve Yunanistan, Adalar Denizi ile Akdeniz üzerindeki emellerinin çakışması sonucu defalarca karşı karşıya gelmiş, iki ülke bu tarihten itibaren 3 kez savaşın kıyısından dönmüştür. İmzalanan antlaşmalar ve yapılan müzakereler çoğu zaman bu iki ülke arasındak

i sorunları çözmek yerine daha da derinleştirmiştir.


Bu sorunlardan birisi de Yunanistan’ın, Adalar Denizi’ndeki hava sahası genişliğini 10 mil olarak göstermesidir. Yunanistan, 1931 senesinde yayımladığı bir kararnamede Adalar Denizi üzerindeki hava sahası genişliğinin 10 mil olduğunu iddia etmiştir.

Fakat bu iddialarının hiçbir hukuki dayanağı yoktur.

Zira hava sahası kavramı 1944 senesinde Chicago’da imzalanan Uluslararası Sivil Havacılık Konvansiyonu’nda “Her devlet kendi ülkesi/bölgesi üzerindeki hava sahasında mutlak egemenlik hakkına sahiptir.” şeklinde açıklanır. Yunanistan'ın kara suları Adalar Denizi’nde 6 mil iken hava sahasını 10 mil olarak göstermesi açıkça hukuksuzluktur. Bu kararlarını 1931 senesinde kara sularını 10 mile çıkaran Kraliyet Kararnamesi ile bağdaştırmak isteseler de akabinde, 1936 senesinde yayımladıkları yeni kararname ile kara sularını 6 mile çektikleri görülmektedir. Yine Uluslararası Sivil Havacılık Konvansiyonu’nda belirtilen hükme rağmen, Yunanistan neden karsularından 4 mil açığa kadar olan bölgelerde uçuş yapan hava araçlarına ihtarda bulunurken aynı ihtarı deniz araçlarına yapmamaktadır veyahut Yunan kara sularından 2 mil dışarıda olan ve doğal olarak açık denizde bulunan bir deniz taşıtından kalkan herhangi bir hava taşıtı nasıl kalktığı anda Yunan hava sahasını ihlal edebilir?



Dünyanın hiçbir yerinde emsali olmayan bu durum hem teoride hem de pratikte Yunan tezlerinin başarısızlığını gözler önüne sermektedir.


FIR sorunu:

Uçuş Bilgi Bölgesi ya da FIR (İngilizce: Flight Information Region), içinde uçuş bilgi hizmeti (FIS), ikaz hizmeti (ALRS) ve havacılık meteorolojisi hizmeti verilen hudutları belirlenmiş bir hava sahasıdır.


1944-1947 yılları arasında kurulmuş olan PICAO (Provisional International Civil Aviation Organization) tarafından FIR limitlerinin tespiti çalışmaları 1946 yılında başlatılmıştır. 1946 senesinin Ekim ayında, Orta Doğu ülkelerinin katılımıyla Kahire’de düzenlenen 1. Orta Doğu Toplantısı’nda Türkiye’ye, Yunanistan’ın ulusal hava sahasını da içine alan Ankara merkezli geniş bir FIR limiti önerilse de dönemin teknik şartları nedeniyle bu teklif kabul edilememiştir.


ICAO, 1950 senesinde Orta Doğu için ikinci defa bu sefer İstanbul’da toplanmıştır. Bu toplantıda İstanbul, Atina, Lefkoşa, Basra, Hartum, Aden ve Kahire için FIR limitleri belirlenmiştir. Adalar Denizi’nin FIR hizmetinin Yunanistan’a verilmesi de yine bu toplantıda kararlaştırılmış olsa da antlaşma metninde geçen “Türkiye’nin batı limitini takip edecek şekilde” ibaresi, Türkiye’nin resmi bir batı sınırının bulunmamasından dolayı mevzubahis limit son şeklini almamıştır. Bu nedenle iki ülke masada buluşup ikili müzakereler nedeniyle FIR limitlerini tekrardan tartışmalıdır. Günümüzde ise bu alanın Yunanistan tarafından kullanımına teknik sebeplerden dolayı rıza gösterilmektedir.



Bu hat 1974 senesine kadar herhangi bir sorun çıkarmamış olmasına rağmen 1974 senesinde yaşanan Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında her iki ülke de güvenlik gerekçesiyle bu konu hakkında çeşitli diplomatik ve hukuki hamleler yapmışlardır. 4 Ağustos 1974 tarihinde Türkiye NOTAM (Notice to Airmen- Havacılara Duyuru) 714’ü ilan etmiştir. Buna göre Türkiye yönünde kuzey-güney orta çizgisine varan her uçak durumunu ve uçuş planını Türk yetkililere bildirmek zorundadır. Buradaki amaç radarlarda görünen uçakların, saldırgan mı yoksa zararsız mı olduğunu daha iyi anlamaktır. Bu NOTAM’a karşın Yunanistan, bunu yapılan antlaşmalara aykırı buldu ve 13 Eylül 1974 tarihinde NOTAM 1157’yi ilan etti. Sonrasında ise Yunanistan, Adalar Denizi hava sahasının tehlikeli olduğunu belirterek Adalar Denizi’ni uçuşa kapattığını açıkladı. Bu gelişmelerden sonra ise NATO Başkomutanı William Rogers’in hazırladığı plan çerçevesinde taraflar 1980 senesinde bahsi geçen NOTAM’ları kaldırdılar ve Adalar Denizi tekrardan sivil havacılığa açılmış oldu.


Yine Yunanistan’a göre FIR sahasına giren askerî uçaklar Yunan yetkililerine durumlarını ve uçuş planını vermek zorundadır. Fakat FIR alanının tanımlandığı Chicago Sözleşmesi’nin 3. maddesine göre bu antlaşma yalnızca sivil uçakları bağlamaktadır. Yani herhangi bir ülkenin FIR alanına giren askerî bir uçak, uçuş planını ve durumunu o ülkenin yetkilileri ile paylaşmakla yükümlü değildir. Zira FIR alanı, herhangi bir egemenlik alanı göstergesi değildir. Fakat Yunanistan hem masada hem de sahada senelerdir gerçekleştirmek istediği ancak başarılı olamadığı ve olamayacağı milli davasının gölgesinde karar aldığından dolayı uluslararası hukukta açıkça belirtilmiş olan pek çok kararı göz ardı etmektedir.

Adalar Denizi’nde senelerden beri hem Türk hem de Yunan Hava Kuvvetleri, birbirlerine üstünlük kurmaya çalışmaktadır. Pilotlar, simülasyonda birbirlerini avlamaya çalışır ve düşman uçağın savunulan bölgeye girmesini engellerler.



Literatürde bu olaya “it dalaşı” adı verilir.

Genelde kayıp verilmeden atlatılan it dalaşları, bir uçağın diğer uçağın arkasına geçerek silahlarını kilitlemesi ile son bulur ve oyunu kaybeden pilot olay mahallini terk eder.


1996 senesinde, Adalar Denizi üzerinde Türk ve Yunan pilotlar, bu “savaş oyunu”nu oynamaktadır. İki Türk F-16‘sının karşısında, iki Yunan Mirage’si vardır. Mirage’ler, it dalaşını kaybetmelerine rağmen bölgeyi terk etmemiş ve Kurmay Yarbay Osman Çiçekli ile Yüzbaşı Nail Erdoğan komutasındaki, müttefiklerine ait olan uçağa, simülasyondan çıkarak gerçek mühimmat ile saldırmış ve F-16’yı düşürmüştü. Uçakta bulunan Kurmay Yarbay Osman Çiçekli kokpitten ağır yaralı olarak çıkmayı başarsa da Yüzbaşı Nail Erdoğan henüz bilinmeyen bir sebeple o kokpitten bir daha asla çıkamadı. Osman Çiçekli Yunan Deniz Kuvvetleri tarafından kurtarılarak Türkiye’ye teslim edildi. Türk uçağının Yunan Hava Kuvvetleri tarafından düşürüldüğü Osman Çiçekli tarafından pek çok kez söylemesine rağmen olay komutanlar tarafından örtbas edildi ve senelerce kamuoyundan saklandı.

Yüzbaşı Nail Erdoğan ise halen düşürülen F-16 ile Adalar Denizi’nin gittikçe ısınan sularının 400 metre derinliğinde yatmaktadır. Onu şehit eden uçağın üzerinde ise bir ''Kill Mark'' işli vaziyette durmaktadır. Kill mark; düşürülen, imha edilen düşman unsurların simgesidir.

Bu halk için ömrünü barut ve kan kokan cephelerde harcayanlara, gençliklerini mezar gibi siperlerde geçirenlere, at sırtında sınır boylarında haftalarca dolananlara, mavi engin denizlerde ailesinden uzakta aylarca sefere çıkanlara, göklerde istikbali gözetenlere; hiç bilmediğimiz yerlerde hiç bilmediğimiz şeyleri başaranlara ve en umutsuz zamanımızda cebinde idam fermanıyla Anadolu’yu gezen Gazi’ye şükranlarımızla…

38 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
bottom of page