• TELKİN DERGİSİ

Adalar Denizi'nde Hukuka Aykırı Silahlanma / Doğukan Bağçeci

Adalar Denizi ve Doğu Akdeniz konusu gündemde kalmaya devam ediyor. Bölgedeki olayların seyri bu şekilde gelişmeye devam ederse konu üzerinde uzunca bir süre daha durulacak gibi gözükmekte. Türkiye bu süreçte denizlerdeki haklarını uluslararası antlaşmalarla korumaya çalışırken, Mavi Vatan doktrinine karşı çıkan devletler olayı bizim için bir oldubittiye getirmek istiyor ve bu amaca giden yolun Ege’deki gerilimi arttırarak bizimle hiçbir hakkının bulunmadığı Doğu Akdeniz konusunda müzakereler ederek uluslararası kamuoyunu Doğu Akdeniz’i ihtilaflı alan olarak görmesinden geçtiğini biliyor. Bu gerginliği ise 1923 Lozan ve 1947 Paris antlaşmaları ile silahsız kalması gereken adaları silahlandırarak oluşturabileceklerinin farkındalar.

Bahsi Geçen Adaların Listesi:
  • Taşoz

  • Bozbaba

  • İpsara

  • Semadirek

  • Limni

  • Midilli

  • Sakız

  • Ahikerya

  • Sisam

  • İstanbulya

  • Rodos

  • Herke

  • Kerpe

  • Çoban

  • İleki

  • İncirli

  • Kelemez

  • İleryöz

  • Batnoz

  • Lipso

  • Sömbeki

  • İstanköy

  • Meis

Bahsi geçen adalardan On İki Ada "ada grubuna" mensup olanların detaylı tarihini, dergimizin "Mavi Vatan" davası için özel çıkardığı Mavi Sayısında Ömer Can Topçu’nun yazısında bulabilirsiniz.

Uluslararası Hukuka Göre Silahlandırılan Adalar

Yunan tezine göre adaların silahlandırılması hukuka uygun bir durum. Bu tezlerini 1937 senesinde imzalanan Montreux Antlaşması’nda Limni, Semadirek, Gökçeada ve Bozcaada’nın Türkiye’nin de rızasıyla silahlandırılabilir konumda kalması ve 1974 senesinden sonra iyice gerilen Türk-Yunan ilişkisinin üzerine kendi egemenlik alanlarının korunması gerektiği iddialarıyla destekliyorlar. (Stelyo Berberakis, Euronews)


Yunan iddialarına karşın, uluslararası antlaşma metinleri açıkça ortaya koyuyor ki; adalar silahsız kalmalıdır. Türkiye ve Yunanistan NATO müttefikidir. Buna karşın Yunanistan’ın egemenlik sahasını korumak maksadıyla kendi müttefikinden gelecek bir saldırıyı önlemek amaçlı olarak silahsız kalması gereken adaları silahlandırmasının mantığa sığan bir tarafı bulunmamaktadır. Bu sebepten ötürü Yunanistan silahlandırılan adaları NATO savunma planına entegre ettirmeye çalışarak kendilerine sırtlarını yaslayabilecekleri hukuksal bir zemin hazırlamak çabasındadır.

Kaldı ki bu adaların Yunanistan tarafından silahlandırılması -henüz iki ülke arasındaki sorunlar bugünkü gibi derin olmadığı yıllarda- 1964 senesinde başlar. Yunanların Rodos ve İstanköy adalarını silahlandırması üzerine zamanın Türk hükümeti, Yunanistan’a bu adalardaki tahkimatı durdurmasını söyleyen bir nota verir. Zamanın Yunan hükümeti ise yaptıklarının uluslararası hukuka ve iki ülke arasında imzalanan antlaşmalara aykırı olduğunu kabul ettiğinden antlaşmalara harfiyen uyulduğunu ve adalarda herhangi bir tahkimat yapılmadığını söyler.


Benzer bir tartışma da Yunanistan’ın 1969 yılında Limni adasını silahlandırdığına ilişkin olarak yaşanmıştır. 2 Nisan 1969 tarihinde Türkiye, Yunanistan’a vermiş olduğu bir notada Yunanistan’ın Limni’de yapmış olduğu silahlandırma ve alt yapı çalışmalarının bu adaların antlaşmalarla silahsızlandırılmış statüsüne aykırı olduğu belirtilmiş, Yunanistan ise, 10 Mayıs 1969 tarihli cevabı notasında antlaşmalara saygılı olduğunu belirterek;“Bu adanın havaalanında yapılmakta olan çalışmaların sivil havacılık ihtiyaçlarına cevap vermek üzere gerçekleştirilmektedir.” şeklinde karşılık vermiştir.


Kendisiyle çelişen iddialardan oluşan bu tezin halen tartışılıyor oluşu ise bizim hatalarımızdan dolayıdır. Sahada gösterilen istek ve emek ne yazık ki masada gösterilemiyor. Türk Dışişleri Yunanistan ile uzaktan yakından alakası olmayan konuları müzakere ederek ortada zaten yeterince fazla olan ihtilaflı durumları gün geçtikçe artırıyor. Yunanistan’ın adaları silahlandırarak ve Adalar Denizi’ndeki karasularını 12 mile çıkarmayı tartışarak üzerimizde kurmaya çalıştığı baskıyı bu şekilde kırmaya çalışmaları ne yazık ki aleyhimizde sonuçlanıyor. Bu strateji genel olarak Yunanistan’ı kaybedeceği kesin olan hukuk ve diplomasi sahasına çağırmakla nitelendirilse de Yunanistan’ın eline koz vermek olarak değerlendirilmelidir. Yunanistan’ın halihazırda ihtilaflı adalarla birlikte bazı Türk adalarını işgal etmesi, Lozan’ın 12. ve 13. maddelerine karşıt duruş sergilemesi, 1947 Paris Barış Antlaşması’nın: “On iki Adaların en ileri biçimde askerden arındırılması öngörülmektedir. Bu adalarda her türlü askeri üs, tesis ve tahkimat yasaklanmakla kalmamakta, ayrıca, askeri eğitim ve silah üretimi de yasaklanmaktadır.” maddesine aykırı davranması gibi hukuksuz eylemleri dünya kamuoyunun gözündeyken, diplomasi alanında daha aktif davranan tarafın Türkiye olmaması hepimizi üzmektedir.


Adalar Türkiye'ye Devredilebilir mi?

Bahsi geçen adaların Yunanistan’a devri adaların askersiz kalması şartı ile verilmiştir. Yunanistan bu adaları silahlandırarak hukuksal zeminde adaların egemenlik hakkını tartışmalı hale getirmiştir. Dışişlerine düşen görev ilgili antlaşma metinlerinin bu konu hakkında belirttikleriyle birlikte, son dönemlerde Adalar Denizinde silahsız kalması gereken bu adalara yapılan askeri gemi ziyaretleri ve askeri uçakların bu ada üzerinde yaptıkları uçuşları derleyip bir rapor halinde dünya kamuoyu ve uluslararası muhataplara sunmaktır.



Gayri Askeri Statü (GASA) ile Askersizleştirme Durumları Aynı Durum Mudur?

Adalar Denizi’ndeki adaların statüsü hem Lozan hem de Paris Antlaşmasında, “demilitarized” olarak geçmektedir. Bu terim tam olarak “silahsızlandırılmış” manasına gelmese de üzerinde silah bulunmayan gemilerin adaları ziyaret etmesi veyahut orada demirlemesi, üzerinde silah bulunmayan askeri uçakların ve birtakım üst uçuşların gerçekleşebileceği algısını yaratabilir. Bu durum rutin bir uygulama haline gelirse başka antlaşmalarda emsal olarak kullanılabilir ve bu suretle uluslararası antlaşmaların geçerliliği sorgulanmasına sebep olabilir. Dolayısıyla Yunan hükümetinin bu terim farklılığını kullanma ihtimali bir hayli düşüktür.


Adalar Denizindeki GASA’lara Benzer Statüdeki Adalar


Gayri Askeri Statü kısıtlamasına benzer kısıtlamalar Svalbard (Arktik Okyanusu'nda Norveç'e bağlı takımadadır. Aynı zamanda dünya üzerindeki tohumların saklandığı soğuk hava deposu ile de ünlüdür) ve Aaland (Güneybatı Finlandiya'da Ahvenanmaa Özerk Bölgesi'ni oluşturan takımadalar) için de oluşturulmuştur. 09.02.1920 tarihli Spitzbergen Antlaşmasının 9. maddesi, bu adaları askeri amaçlarla kullanmayı yasaklamıştır. Yalnızca Finlandiya Aaland üzerinden uçuş yapabilmektedir.


Yazının genelinde bahsettiğimiz gibi, Yunanistan Adalar Denizi hattında bir şekilde gerilimi korumaya çalışıyor. 2014 senesinden beri Mısır, İsrail, GKRY, ABD, Fransa gibi devletlerle tatbikatlar yapıyor. Bu tatbikatların genel senaryosu ise “ düşman” tarafından ele geçirilen bir Yunan adasını geri almaktır. Adalara yerleştirdikleri gemi savar füzeler, silahlar, inşa ettikleri deniz ve hava üsleri Adalar Denizi’ndeki manevra alanımızı daraltsa da masadaki manevra alanımızı güçlendiriyor. Dış politikada cesur ve rasyonel bir bakış açısı bizi düzlüğe çıkaracaktır.


Bunun yanında Doğu Akdeniz ve Adalar Denizi ile benzer sorunları barındıran Baltık Denizi’nde kendimize müttefik bulabilmemiz durumu her açıdan elimizi güçlendirecektir. Zira Baltık Denizi’nde Rusya’nın tahakküm kurması problemi NATO’nun en büyük sorunlarındandır. Hiçbir NATO üyesinin Yunanistan’ın tezlerinin Rusya’nın tezlerine emsal teşkil edeceğini kabul edebileceğini sanmıyorum.


Yazımı bitirirken, yaklaşık 30 yıldır işgal altında olan Dağlık Karabağ bölgesini kurtarmak üzere muharebe eden Azerbaycan güçlerine başarı, şehitlerimize rahmet diliyorum.


15 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör