• TELKİN DERGİSİ

Şuurumuz, İrademiz, Kılgımız / Abdullah Barış Yılmaz



Şuur, irade ve kılgı, bu kelimeler Telkin Dergisi'nin sebeb-i telifinin (çıkarılma amacı) temelini oluşturan yapı taşlarıdır. Bu kelimelerin anlamlarını bile yan yana koyunca ortaya Telkin'i anlamak için bir yol haritası çıkacaktır. "Şuur" kelimesinin anlamı bilinçtir. Telkin'in altyapısını oluşturan kişiler okuduklarıyla ve yaşadıklarıyla bir bilinç edinmiştir. Bu bilinci edinirken yaşadığı birikimleri milletiyle birlikte yaşamış ve bu bilincin açacağı yolda da milletiyle beraber yürüme umudunu ile yaşamaktadırlar. “İrade” kelimesinin anlamı ise dilek/dilemektir. Her canlının edindiği şuur doğrultusunda mutlak bir şekilde istekleri olacaktır. Bizim dileklerimiz de deneyimlerimizden ders çıkartarak, yaptığımız ve hala yapabileceğimiz hataların vuku bulmaması aynı zamanda milletimiz olan Türk milletinin dünyada devletsiz kalmamasıdır. "Kılgı" kelimesinin anlamı da düşünceyi eyleme geçirmektir. Şuurumuzu tamamlayıp iradelerimiz oluşmaya başlayınca fikri temellerimizi oluşturmuş oluruz. Bundan sonra da irademizi gerçekleştirmek için kılgı vaziyeti alırız. Sizin gördüğünüz Telkin'in yaptığı her icraat da kılgı vaziyeti aldığımızın bir işaretidir.



Bu yazdıklarım Telkin'i anlamak için sadece kısa bir ön sözdür. Şimdi madem buradasınız konuya biraz derinlemesine dalmak hepimizin faydasına olacaktır. Sizin aklınızda oluşan sorular bizim de rehberimiz olacak.


  • Telkin'in şuuru nedir?

  • Telkin'in şuuru ne tür bir iradeye mahal vermektedir?

  • Kılgı vaziyeti nedir?

  • Telkin’in kılgı mantığı nedir?


Şuurumuzun inşasını iki temel kavram üzerinden inceleyecek olursak bunlar “Ordu, Devlet ve Millet Şablonu” ve “Devlet-i Ebed Müddet” kavramlarıdır. Ordu, devlet ve millet şablonu bizce Türk siyasetini ve Türk toplumunu Batı veya Orta Doğu mantığı ile incelemeye çalışanların çabalarının boş olduğunu gösteren Türk milletini anlama, düzeltme ve geliştirme anahtarıdır. Türk milleti günümüzde veya tarih sayfalarında Türk’e dair bir şeylerin anlatıldığı herhangi bir zamanda istemli veya istemsiz bu şablona uymanın ya da uymamanın sonuçlarını görmüştür. Peki nedir bu ordu, devlet ve millet şablonu?


Ordu, devlet ve millet şablonu Hun (Kun) İmparatorluğu’ndan beri Türk milletinin kodlarına işlenmiş bir yaşam tarzı, felsefesidir. Bu kavrama göre ordu ve millet iç içe geçmiş iki kavramdır. Bu görüş doğrultusunda Türk milleti “ordu millet” olarak görülmektedir.



Türk milleti ordusuna saygılıdır çünkü her Türk aynı zamanda ordunun bir bireyidir. Bu iki büyük kavram da “Devlet” kavramının iki temelini oluşturmaktadır. Devlet bu ordu ve millet kavramlarından beslenir ve bu kavramların kararları sonucu şekillenir. Burada devletin görevi ise millet ile ordunun yaşamını ve güvencesini sağlamak aynı zamanda bu iki kavramın kendi aralarındaki düzenini dengelemektir. Bu yüzdendir ki Türk devleti'nin başındaki kişi hem ordunun başındaki kişi hem de milletin içinden birisi olmak zorundadır. Böylece bu üç kavram bir potada eriyerek Türk devletini oluştururlar.


Burada devletin politikalarını da milletin kendi benliğin oluşturan değerler doğrultusunda en rahat şekilde ilerleme seçeneği ve bu seçeneği oluşturulmasında ordunun izleyeceği yöntem belirler. Burada da Türk diplomasisi oluşur. Üç temel yapıdan birisi Türk değerlerinden koparsa bu üç kavram üzerinde de yozlaşmaya sebebiyet verir. Bu yüzden bu şablonu harfiyen uygulamak çok önemlidir.


Türkler bu şablonun üzerinde çeşitli rejimler uygulamışlardır. Bu rejimlerin hangisi gelirse gelsin olan cumhuriyet Türk tarzında bir cumhuriyet, olan imparatorluk Türk'e has bir imparatorluk olmuştur. Bu devlet üzerinde belirli ideolojiler de dikiş tutmamaktadır. Türk devletinde sosyalizmin dikiş tutmamasının sebebi de Türklerin yürütücü güç olarak işçi sınıfına ihtiyacı olmamasıdır. Eğer şablonca devlet görevini açıkça yerine getirirse ortada bir sınıf mücadelesi olmayacaktır çünkü milliyet duygusunun getirdiği soydaşlık duygusu işçi sınıfının ezilmesine izin vermeyecek aynı zamanda devletin salt varlığı burjuva sınıfının gelişmesine engel olacaktır. İlerleme yöntemini şablon açıkça göstermektedir.


(Bu yazıyı okuyan sosyalizm fikrini benimsemiş kişilere önerim Galiyev ile Bolşeviklerin tartışmalarını, Doğu Halkları Konferansı’nı ve Alaş Orda’yı detaylıca araştırmaları yönündedir.)


Bizler ise bu kavramın haklılığını benimsemiş kişiler olarak tarihte bu kavramın sekteye uğradığı ya da uygulanmadığı dönemlerde Türk milletinin de Türk devletinin de büyük sıkıntılar çektiği açıkça görmüş bulunmaktayız. Bu duruma örnek olarak tüm çökmüş Türk devletlerinin nasıl yıkıldığını okumanız bile kâfidir. Bu devletlerin hepsinde değerlerinden kopuş saklıdır.

İkinci kavram olan “Devlet-i Ebed Müddet” kavramına gelirsek ise bu kavram Türklerin tarih içerisinde zorluklara karşı her zaman bir bütün halinde tavır aldığını ve bu birlikteliği kapsayıcı bir devlet çatısı altında devam ettirilmesi gerektiği fikrinin ete kabuğa bürünmüş halidir. Türkler tarihleri boyunca komün halinde yaşamış ve devletler silsilesi oluşturmuşlardır. Türklerin kurdukları devletler birbirinden ayrı bir şekilde kurulmuş parçacıklar değil bir devletin yıkılmasıyla ardı sıra başka bir devlet kurulmuş olması adeta bir zincirin halkaları gibidir. Bu yüzden de Türkler “Devlet-i Ebed Müddet” sloganı etrafında bu durumu tanımlamışlardır. Türk devleti ebediyen yaşayacaktır demişlerdir.



Biz de bu kavrama katılmakla beraber şu an Türk devleti sınırları içerisinde bulunmayan Türk topraklarının da bu misyon içerisine dahil olduğunu düşünmekteyiz. Türk vasfına nail olan kimse Türk devleti sınırları içerisinde yaşamayan Türklere “Devlet-i Ebed Müddet" şiarının varlığını hissettirmelidir.


Bu iki kavramla beraber bizler, bu kavramları gerçekleştirmenin de Türk halkının refahından geçtiğinin farkındayız. Bunun da tarihten çıkardığımız dersle yüzyıllardır bir Türk yönetim anlayışı olan sosyal devlet anlayışı ile olacağını düşünmekteyiz.


“...Milletimi kalkındırayım, besleyeyim diye kuzeye, güneye ve doğuya on iki büyük sefer yaptım, savaştım. Ondan sonra Tanrı bağışlasın; talihim ve kısmetim var olduğu için Ötüken'i il tuttum. Açları doyurdum, çıplakları giydirdim. Yoksul milleti zengin kıldım. Az milleti çoğalttım. Artık kötülük yok. Ve Türk Kağanı Mukaddes Ötüken Ormanında oturdukça ülkede sıkıntı olmayacak, töre yaşayacak...”


Bilge Kağan’dan beri gelen bu anlayış ile Türk milleti refaha ulaşmış ve sonrasında ilerlemeler kaydetmiştir. Biz de Türk halkının eriştiği refah ve benimsediğimiz iki önemli kavram ile ilerleyeceğimize inanmaktayız. Şuurumuz da sözümüz de budur.


Edindiğimiz şuur ile oluşan iradeye gelecek olursak yegâne arzumuz Türk milletinin tarihini okuyarak öğrenmesi ve öğrendiği tarihiyle birlikte kendini anlamasıdır. Kendini anlayan bir Türk, zaten milleti için kendine vazife düşen her konuda yapması gerekeni yapacaktır. Bizim vazifemiz ise şu an ağır bir şuursuzluk hastalığına yakalanmış olan ilk başta mukaddesatı Türk gençliği olmak üzere tüm Türk milletine yardım etmektir. Bundan dolayı Telkin çevresindeki herkes kaleme sarılmış bir şekilde kendini Türk varlığına adamıştır. Biz bu adanmışlıkla beraber gelen milletimize zarar verebilecek olan her türlü etkene karşı her kulvarda mücadele etmeyi göze alma duruşuna kılgı vaziyeti diyoruz.



“Peki Telkin’in kılgı mantığı nedir?” diye soracak olursak ise şu an yapmakta olduğumuz mecmua faaliyetleri buna en büyük örnektir. Amacımız çıkarttığımız yayımlarla beraber hem kendimizi geliştirmek hem de okurlarımıza fikirlerimizi sunmaktır. Doğru bildiğimiz bu yolda ilerlemek ve her kulvarda Türk’ü hürriyetsiz bırakmaya çalışanlarla mücadele etmektir. Dergimizin ilk sayısında “Millete 'Telkin', devlete en büyük hizmettir” demiştim. Millet şuura sahip olduğu sürece devlet ilerler. Hala bunu savunup buna göre hareket etmekteyiz.


Birinci yılımız kutlu olsun...

25 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör